Beklentiye girilmeden okunması daha mantıklı, aksi halde hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Ben serinin 3. kitabıyla tamamen tatmin olmuştum; ancak hem evrenin nereye gittiğini görmek hem de seriyi tamamlamak için devam ediyorum.
Leto 3. kitabın sonunda zaten olacakların spoilernı vermiş ve bizi şaşırtmıştı. Şimdi, 3. kitapta bahsedildiği gibi, 3500 yıl geçmiş ve kum alabalıklarıyla bütünleşme evresi kumsolucanına dönüşme aşamasına ulaşmış. Çöl, artık çöllükten çıkmış; tamamen ormanlık ve bol sulu bir gezegene dönüşmüş. Ne Fremenler eski Fremen, ne de gezegen eskisi gibi.
Siona karakteriyle başladığımız kitaba, Leto ve onun tiranlığıyla devam ediyoruz. Serinin ilk kitabında tanıştığımız ve derin bir bağ kurduğumuz Duncan Idaho’nun ölümü, içimizde bir boşluk bırakarak seriye devam etmemize neden oldu. 2. kitapta gulam (klon) olarak hayata dönmesiyle büyük bir şok yaşasak da, bu kitapta (ve binlerce yıllık süreçte) iş iyice abartılarak 3622 Duncan Idaho klonu yaratıldığını öğrenmek beni bir kez daha şaşırttı.
Idaho’nun tekrar tekrar hayata döndürülmesinin altında, Leto’nun binlerce yıllık yalnızlığını giderme dürtüsü olduğu vurgulanıyor. Ancak her seferinde, Idaho’lar ya evrenin ve Atreideslerin geldiği durumdan memnun kalmayarak isyan ediyor ya da görevlerini bıraktıkları için öldürülüyorlar. Kitap boyunca okuduğumuz son Idaho’ya zaman zaman hak versem de, bazı bölümlerde onu oldukça aptal buldum. Ayrıca, son Idaho’dan önce bir Idaho’nun evlendiği ve çocukları olduğu kısımları okurken, karısının kesinlikle Jessica olduğunu sezmiş olmama rağmen bir kez daha şok oldum.
Başta kitaba Siona’yla başlasak da, uzun bir süre boyunca tekrar onunla karşılaşmıyor ve genelde Leto temelli bölümlerle hikayeye devam ediyoruz. Bu konuda kitabın tutumunu pek beğenmedim; çünkü bir