Mehmet KARTAL

Mehmet KARTAL
@METTTTTTT
Ayrılığın yükünü tek başına sırtlamış hüzünlü bir orospunun iki dudağının arasından kayıp giden bir haykırış dolaşıyor beynimin dehlizlerinde. Dünyanın bu kederli zamana gözlerini açtığı çağlardan kalma en eski mesleklerden birinin haklı isyanı bu. Aklımın almadığı, anlayamadığım, kendime sorsam da cevabını bulamadığım şey; insanın kendini pazarladığı o çirkin siluetin içinde nasıl bu kadar güzel bir duyguyu taşıyabildiği. Ben, kendiyle çelişen duyguların esiri oldum. Oturduğum yerden böyle şeyleri düşünebilme cesaretini kendimde bulmanın verdiği hazla sigaramdan bir nefes çekiyor ve dumanı bir fırtınanın tam ortasına üflüyorum. Bir anda dağılıyor bulutlar. Gökyüzü berraklaşıyor. Kıyamet kopacak olsa bile dünyanın kendi etrafındaki dönüşünü tamamlamasını bekleyecek bir çağda yaşıyorum ben. Devir daim sürdükçe, sonsuzluk elini eteğini çekmeyecek bu azaptan sanki. Her şeyin bir sonu varsa bile, görünmeyen bir el bu ızdırabın sonsuzluğuna kumar oynuyor ve sürekli kazanıyor gibi. Bu kadar acının kol gezdiği bir yerde mutluluğun üzerine konmaya çalışan sinekler gibi dolaşıyoruz gökyüzünde. O büyük ellerin arasında ezilmemeye çalışıyoruz sadece. Güzel duyguların peşinden koşarken kötücül olanın hep yanı başımızda bitmesine ettiğimiz isyan bile yarım kalıyor. Dünya bir bataklık. Bizse onun üstünde yaşamaya çalışan sinekleriz. Kıyamet kopacak olsa bu kez de altı ay süren gündüzün geceye dönmesini bekleyecek sanki. Yaratılışımızın gerekliliğinden kaçıyormuşuz gibi bir halimiz var. Dünyayı son düzlüğünde bırakıp kaçasım var benim ama başka gezegenlerde yaşam bulunamadığı için aradaki farkı açamıyorum. Kıyamet kopacak olsaydı, şimdiye kadar kopardı zaten. MET
Reklam
Kendime Notlar
Bozguna uğradım. Yitirildim. Düzgün yazılmış bir cümlenin ortasına bir çığ gibi düştüm. Cümlenin kızlık zarı patladı. Şimdi bir seks işçisinin bacak arasında işsizim. Ne kadar da terbiyesizce sürükleniyor beynimden düşüncelerim. Özür dilerim. Ben olamadığım için. Açıklamaya ihtiyaç duymadığım yalanlarım, hiçbir anlamı olmayan doğrulardan daha iyi görünüyor. Senin ne düşündüğün umurumda bile değil. Anlaşılmayı da beklemiyorum. Ben kendimi bir zaman aralığında kıstırdım. Oradan kaçmak isteyen yanlarımı da teker teker işsiz kaldığım yere yolladım. Şimdi hayata kuşbakışı bakıyorum. Kuş kadar beynim kaldı çünkü. Hayvan haklarını savunacak kadar kafam basmıyor. Kusuruma bakmayın.
Deniz ve Gül
Saat sabahın beşiydi ve biz hâlâ yoldaydık. Eski model bir Impala ile, egzozundan kara dumanlar çıkararak yeni nesil elektrikli araçların yanından geçiyor, manzaranın tadına varmaya çalışıyorduk. Yanımızda boylu boyunca uzanan deniz, üzerine yavaş yavaş düşen güneşin ilk ışıklarıyla bize gülümsüyordu. “Sana bir ağlamak borçluyum. Bana bir dokunsana.” dedi Gül. Dokunsam ağlayacaktı, biliyordum. Gözleri doluydu. Gecenin bütün hüznü yüzüne sinmişti. “Gül.” dedim. “Efendim?” dedi. Gülümsedim. Anladı. Sustu. Denize yansıyan gülümsemesine baktı ve o da güldü. O an karanlıkta hâlâ görünmeyen milyarlarca yıldızın da bizimle birlikte güldüğüne eminim. Benim adım Deniz. Bizim hikâyemiz dokuz yıl öncesine dayanıyor.