İç sesimizi sorguladığımızda mı güçlüyüz,
yoksa ona koşulsuz teslim olduğumuzda mı?
Kendi içimdeki çatışma beni zayıflatıyor mu,
yoksa bu çatışma zaten insan olmanın en saf hali mi?
Kendime attığım kazıklar gerçekten hata mı,
yoksa beni ben yapan çiviler mi?
Ben kendime bu kadar acımasızken,
başkalarının merhametine nasıl güveneyim?
Kendi kendime söylenirim:
“Affetmek en çok başkasına değil, kendine yapılır.”
Ama işte, sıra kendime gelince elim titrer.
Başkasını affetmek daha kolaydır;
ama insan kendi gözlerine nasıl bakar,
kendi kalbini nasıl bağışlar?
Kötülük, insanların sandığı gibi dramatik değildir;
gökyüzünü karartarak gelmez, kapıları çarparak girmez, şeytani kahkahalar atmaz.
Asıl kötülük gündelik hayatın içindedir —
bir sandalye sesi kadar sıradan, bir nefes alış kadar sessiz.
Sanat, kimsenin talep etmediği bir şeyi
ısrarla üretmektir.
Ve buna rağmen,
birinin anlayacağı ihtimaline tutunmaktır.
İnsan bazen anlaşılmak için değil,
var olduğunu hissetmek için üretir.