"Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
Selam sana ey yılları heba olan genç!
İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!
İstikbalin değil, ruhun Tanrı’ya yakın!"
Bazı insanlar sessizce giriyor hayatımıza. Bir tebessümle, bir selamla, sanki hep var olacaklarmış gibi. İlk başta güzel geliyor her şey; sohbetler, paylaşımlar, o “iyi ki tanımışım” hissi… Ama zamanla anlıyorsun, bazıları yalnızca uğruyor. Derinleşmeden, kök salmadan, sadece bir iz bırakmak için geliyorlar.
Her dost gibi görünen dost değil. Her gülen yüz içten değil. Hayatımıza bir uğrayıp geçen, kalacakmış gibi davranan ama kalbimizin altını üstüne getirip giden o sahte samimiyetler… İşte en çok onlar yoruyor insanı.
Kimi sadece seni dinliyor gibi yapıyor, kimi sadece kendi derdini anlatmaya geliyor. Birbirine omuz olmak, yükü bölüşmek yerine senin sırtına yük ekleyip giden insanlar… İlişki değil bu, alışveriş gibi. Gülerken yanında olan, susunca kaybolanlar… Aslında hep vardı ama sen yeni fark ediyorsun.
Ve bazen keşke herkes olduğu gibi gelse diyorum. Maskesiz, niyetsiz, beklentisiz. Ama insan bu. Geldi mi iz bırakır, gitti mi eksiltir. Artık kimseye kalbimi ev gibi açmak istemiyorum. Çünkü her gelen, sonunda misafir gibi davranıyor. İnsanı en çok, ağırladığı değil; bir başına bırakıp giden yoruyor.
Yazın dışarda otururken boğaz ağrısına sebep olabilecek aykırılıkta bir hava olur bazen. Bazı insanlar da böyledir. Koşullarınızı çiğneyen, tarzı sizinkine aykırı ve varlığı hayatınıza anlamsız kaçan insanlardan uzak durun.