“Antik Sümercedeki ang ‘sevmek’ demekti; gariptir,kelime ‘dünyayı ölçmek’ anlamına geliyordu. Aşk bir his veya duygu olmaktan çok, sizi bir yere sabitleyen bir çıpaydı. Bunca yıldır kendimi hiç dünyayı ölçmek zorunda hissetmemiştim.
Şiir, uçan bir kırlangıçtır. Sonsuz gökyüzünde süzülüşünü seyredebilirsiniz, hatta kanatlarının üzerinden geçen rüzgarı bile hissedebilirsiniz, ancak bırakın onu kafeste tutmayı, asla yakalayamazsınız bile. Şiirler kimseye ait değildir.
“Ama tutkularımızı nasıl buluruz?”…”Gerçekten en ufak fikrim yok. Çoğu zaman tamamen tesadüf - kütüphanede karşılaştığımız bir kitap, bizde iz bırakan bir öğretmen, unutamadığımız bir film… Geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki, eğer sığınabileceğim başka yerler bulamasam- kendi gerçekliğinden ne kadar uzak o kadar iyi- delirirmişim ben.”
Zihninde aynı korkutucu soru dönüp
duruyordu, tıpkı dilinin ucuyla yoklamaktan kendini almadığı ağrıyan bir diş gibi: Suyu zehirleyen ve ağaçları ateşe veren bir düşman -insanlara neler yapar acaba ?