Böyle şeyler insanın aklına sonradan gelir. Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uğultusunu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiştir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.
İnsan ömür boyu kendini bir şeye hazırlar. Önce başına bir şey gelir. Sonra intikam düşüncelerine dalar. Bekler. (…) Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi. Işık, zaman, plakaların üzerindeki yüzlerin keskin ve karakteristik nüansları siler. Resmi sağa sola çevirmek gerekir, çünkü metalin vaktiyle çehresinin kendine has özelliklerini içine aldığı kişiyi kör plakanın üzerinde tanımak için belli bir ışık kırılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar. Fakat günün birinde bir yerlerden ışık gelir ve bir yüzü yeniden tanırız.
Bu yıl artık yaşlı biri olmuştu. Doksandan sonra yaşlanmak, elliden ya da altmıştan sonra yaşlanmak gibi değildir. İnsan hayata küsmeden yaşlanır. Nini’nin yüzü pespembe ve buruş buruştu; değerli kumaşlar, bir ailenin bütün el becerisini ve hayallerini içine dokuduğu yüzlerce yıllık ipekler böyle eskir.