Dinin dokunulmazlığında dinin geleceğini göremez olduk. Günümüzdeki dinlerimizi güneş kadar sabit sanıyoruz.
Tarih gelecek için bir ipucuysa, dinler de değişecek.
Yerlerine yenileri ya da tek bir yenisi gelecek, belki Tanrısız dinler olacak, belki yok olup gidecekler. Tarihte her şeyin değiştiği, Mısır’da binlerce yıl süren dinlerin yok olup gittiği gibi, günümüz dinleri de benzer süreçlerden geçmekte.
Modern dünyamızın ahlâki çöküntüsüyle karşı karşıya olduğumuzdan neredeyse herkes, fikir birliği etmişcesine şikâyetçi. Şikâyet edilen boşluğu, koşullar elverişli olmasına rağmen, yeni peygamberler, yeni dinler doldurmuyor.
Tanıştığımız günü kutlayıp andıkça birlikteliğimizi pekiştiriyor, tanışmadan önceki hayatımızdan seçtiklerimizden, o güne doğru ilerleyen adımlardan oluşan bir geçmiş yaratıyoruz. Eğer olduysa, başka sevgililerin kollarında geçen mutlu anlar sansüre takılıyor. Tanışmamızın kaçınılmazlığına inandıkça, şarkısından hatıra nesnesine kadar kendimize ait bir dünya kuruyor, yeni birlikteliğimizden yola çıkarak başkalarını dost, düşman, öteki diye ayrıştırıyoruz.