Ben bilirim suratın karasını, niyetin kötüsünün yüze gelip oturmasını, oradan bakış olup çıkmasını, dağa taşa vurmasını. Bakışıyla dağı deler insan, bakışıyla çiçeği soldurur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben kuşları bir de boz tüylü hayvanları severdim. Solgun yüzleri severdim. Damarda kanın tık tık atışını severdim. Parmağımla dokunup damara, elime kanın atışının vurmasını. Sonra Serinazman'ı severdim ben. Ona kendimi atmayı düşünmeyi severdim. Atıp da onunla savaşmayı düşünmeyi severdim. Onu yenmeyi düşünmeyi, bir yanından kimseyi imana getirememiş peygamber gibi çıkmayı düşünmeyi severdim. Kargalara bana ne, demedim ama kırık cama çerçeveye bana ne, dedim öte yandan. Cam kırığı damarı keserse, tık tık atan kan, fırlar dışarı, fırlar dünyaya. Boyar dünyayı. Yıkar dünyayı. Kana yıkar dünyayı. İçten demedim ama dıştan da olsa dedim, kırılan camdan bana ne. İçin sözü dışa geçmezse, dışın sözü içe geçerdi. Bunu bilmiyormuş gibi.
Kargalar görmüş olan biteni. Anlamışlar da ak saçın nasıl karaya, kara saçını nasıl aka döndüğünü. Dünyada zalim diye biri yokmuş, zulüm diye bir şey varmış. Anlamışlar kargalar zulmü işleyenin zalim olduğunu. Akın bir eyleyişle bile birden karardığını. Ama şükür ki karanın bile bir eyleyişle aka döndüğünü.
Ben kendimi bilmiyorum. Buna deli oluyorum. bazen. İyi miyim ki ben? Kötü müyüm yoksa? İnsan bilir mi bunu, insan düşünür mü bunu? Çiçeğe bakınca çiçekleniyorum. Ama taş da çok. Her yer kaya.