Son gömlek düğmemde birbirine bakıp iliklenmeyi beklerken bir bağrış sesi kulaklarımı ve bir damla kanda önümü kesti. Bir şeyler olmuş, gözlerim kan akıtmaya başlamıştı. Olanları kırmızı görmem gözyaşlarımın bana şakası mıydı?
Hayır hayır değildi, gerçekti her şey. Karşımda, -yeryüzünde - bana doğru gelen bir insan seli vardı. Hepsi... Hepsi kana bulanmıştı. Nefes alışları bile ürkünçtü, alışkın değildim.
Neler oluyor burda anlamıyorum? Kırmızı gözyaşları siliyorum ama olmuyor yine kıpkırmızı görünüyorlar. Korkunç ve çok itici... Peki benim ne işim var orda ?
Biraz daha yaklaştım üzerlerine, aman Allahım yaklaştıkça, yaklaşıldıkça batıyorum toprağa... Gökten kan yağıyor üstlerine yapışıyordu hepsinin. Onların üstüne yağan kan benim sadece gözyaşlarımdı ve toprağa değen her gözyaşım için yer altına doğru gömülüyordum. O zaman anladım ki dökülen kana toprak sahip çıkmıyor onlara geri iade edip onları yıkıyor beni ise yer altına itiyor. Yaşayan ölü gibi, evet evet yaşayan ölü gibi... Artık yer altına son adımımı da atmıştım. Yer altı temizdi çünkü toprak kana ev sahipliği yapmıyordu ama kandan ölen bedenlere sarılıyordu. Kanatılan bedenler orda kansız yaşıyordu.
#mahbam