Gerçek su ki, hepimizde cimri bir taraf vardir. Adamin birisi Hz. Ali'ye sormus, "Ya imam, zekât kaçta kaçtir?" Hz. Ali Efendimiz de, "Sana göre mi, bana göre mi?" diye sormus. Adam, "Ya imam, sana göre bana göresi olur mu? Kirkta bir degil mi?" deyince Hz. Ali, "Kirkta bir cimri zekâtidir. Biz hepsini veririz," demistir.
Birinin elinde tuttugu seye agirlik ekledigimizde degisikligi fark etmesi için ne kadar ağırlık eklememiz gerekmektedir? Mesela, elinizde bir kâgit tutuyorsaniz, kagidin üstüne konan bir seyrekligi hemen hissedersiniz. Bir-iki çeyreklik tutarken elinize bir çeyreklik daha kondugunda hemen yenisiyle gelen farki idrak edersiniz. Ancak, bir tugla tutarken o tuglanin üstüne konan çeyrekligi kesinlikle fark etmezsiniz. Tuglanin agirlgi, çeyrekligin agirligini tamamen absorbe ederek hissetmenize engel olacaktir.
Muzaffer Efendim Kur'ân' da her seyin bulunusuyla ilgili olarak Ibn-i Arab Hazretlerinden bir kissa anlatirdi. Bir gün ibn-i Arabi Hazretleri ata binmis bir yere giderken atindan düsmüs. Tefekküre dalmis bir halde bir müddet yerde öylece yatmus. Ciddi sekilde yaralandigini zanneden dervisleri kosarak yanina gelmisler. Onlara iyi oldugunu söylemis ve şöyle demis, "Bir seyim yok. Düstügüm zaman Kur'ân' da her seyin yazdigi hakikati aklima gelerek kendi kendime, 'Benim atimdan düsecegim Kur'ân'da nerede yaziyor acaba?' diye sordum. Ben de yerde yatarken tefekkür ettim ve düsecek olusumu Fatiha' da buldum."
Amelden soyutlanmis haliyle yalin bilgi, tabir caizse, maratonda sonuncu gelenlere alay kastıyla verilen "çakma" bir ödüldür! Hiçbir sey degistirmez. Daha da kötüsü, "bilmek" zanninın getirdigi sahte tatmin bizi daha çok oyalayarak gerçek degisikliginin önünü kapatir. "Neden?" sorusunun cevabini bilmek bizi degistiremez.