Politik olarak aramın oldukça şekerrenk olduğu ve beni epeyce alay konusu yapan Komünistler için de durum farklı değildi. Billancourt'daki işçi sınıfı kadınlarının kadın sorununu takmadıklannı söyleyen makaleler yazdılar. Devrim olduğunda, kadınlar erkeklerle eşit olacaklardı. Ama devrim gelinceye kadar geçecek olan sürede kadınlara ne olacağıyla ilgilenmiyorlardı.
Bireysel düzeyde kadınlar evin dışında çalışmalıdırlar. Ve eğer mümkünse evlenmeyi reddetmeliler. Ben Sartre'la evlenebilirdim ama böyle yapmamakla akıllılık ettiğimize inanıyorum. Çünkü evlenince herkes size evlenmiş gibi davranıyor ve sonunda siz de kendinizi evli olarak düşünüyorsunuz. Evli bir kadın olarak toplumla evlenmemiş bir kadının kuracağı ilişkiyi kuramıyorsunuz. Evliliğin kadınlar için tehlikeli olduğuna inanıyorum.
Kısacası erkeklerin beni tanımalarını sağladım; kendileri kadar başarılı olmuş bir kadına dostça yaklaşmaya hazırdılar, çünkü bu çok sıradışı bir durumdu. Şimdi birçok kadın ciddi bir şekilde çalıştığı için erkekler işlerinden yana korku içindeler. Bir kadının mutlu ve eksiksiz bir hayata sahip olmak için mutlaka eş ve anne olmasının gerekmediğini, tıpkı benim yapmış olduğum gibi, göstermek ve geçerli kılmak mümkün ama, kadınların köleleştirilmelerinin acısını çekmeden eksiksiz bir hayata sahip olabilmiş ancak belirli sayıda kadın vardır. Ayrıcalıklı bir aileden doğmuş ya da belli entellektüel yeteneklere sahip olmaları gerekmektedir.
Benim tanımıma göre, feministler, kadınların içinde bulunduğu şartları sınıf mücadelesiyle bağlantılı olarak ama aynı zamanda da ondan bağımsız olarak, toplumun bir bütün olarak değişmesine bağımlı kılmadan, değiştirmek için mücadele eden kadınlar ve hatta erkeklerdir.