-Ne yaptın da aşık ettin beni kendine?
"Bilmem," diye güldü genç, "sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi aşkım."
Güneşin altında uyuyan köpekler inler ve havlarlar, ama inlemelerine ve havlamalarına neyin neden olduğunu anlatamazlar. Martin de sık sık o şeyin ne olduğunu merak etmişti. İşte buydu; güneş altında uyuyan bir köpekti kendisi de. Yüce ve güzel görümler görmüştü, ama Ruth'un karşısında inlemekten, havlamaktan başka bir şey yapamıyordu.
Geri dönüp hafızasının koridorlarında kayıtlı tüm geçmiş kıvılcımları; şarabın sarhoşluğunu, kadınların okşamalarını, itişip kakışmaktan ve bedensel mücadeleden aldığı zevki gözden geçirdi; o anda hazzını duyduğu ulvi ateşin karşısında ne kadar abes, ne kadar değersiz, ne kadar bayağıydılar.
Ruth içinse anlaşılması güç şeylerdi bunlar.
Ona doğru alçalan Ruth değildi. Tersine bulutlara binip Ruth'a doğru yükselen Martin'di. O anda ona duyduğu hürmet, dinsel coşku ve huşuyla aynı mertebedeydi. Kendini kutsalların en kutsalına izin almadan sokulmuş hissetti.