"Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim imarathanede şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler.
Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fatih 'in vakıf kurumuna ne kadar önem verdiği ve bunu halkın yararına nasıl cömertçe kullandığı bilinir. Örneğin buradaki aşevleri ile ilgili olarak vasiyeti de ortadadır..
Ayasofya'yı camiye çevirme hemen başlatılır. Ahşap bir minare yapılır ve mabedin içinde sadece namaz kılarken görülecek hizda olan insan figürlü mozaikler beyaz boya ole kapatılır. Ancak bilinenin aksine Fatih Sultan Mehmet kubbenin altındaki dört melek figürünün üstünü örttürmez.
Yüzyıllardır Müslüman Türklerde bir memleket ya da kale alındığında önce burçlara bir bayrak dikilir ve hemen ezan sesi yükselirdi. Kentin en büyük kilisesi ya da mabedi camii ye çevrilir, ilk cuma namazı orada kılınırdı.... Fatih hemen bu uygulamalara, hem de "kılıç hakkı" na dayanarak Ayasofya'yı camii yapmıştır.
Korku ve endişe içinde ki Bizans halkı tüm kiliselerde yakarış ayinleri yapmaya başlamış, Bizans kiliselerinden sokaklara dualar, ilahiler yayınlanmıştır.
Yalnız tek bir kilisede yakarış sesleri yukselmemiştir, o da Ayasofya... Bir tören kilisesi olan Ayasofya, halk için son çare, son dayanaktır. Halkın bu tutumu, "son umut," "son kurtuluş" kehanetiyle ilgilidir.