Geri Bildirim
Erhan Altunay

Erhan Altunay

8.6/10
143 Kişi
·
283
Okunma
·
29
Beğeni
·
3.220
Gösterim
Adı:
Erhan Altunay
Unvan:
Radyo programcısı-Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul doğumludur. Saint Joseph Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Nükleer Enerji Mühendisliği okumuş, konuyu öğrendikten sonra para kazanmak gerekliliğinden Marmara Üniversitesi’nde İşletme master’ı yapmıştır. Bu yüzden de hayatını dış ticaretten kazanmaya çalışmaktadır. Yıllarca TRT Radyo-3'te Aykut Sporel, Sezen Cumhur Önal, Engin Arman, Faruk Yener gibi ustaları hayranlıkla dinledikten sonra, radyoculuk ile Yapı Radyo’da tanışmış olup orada dört yıla yakın bir süre “Vanilya ve Çikolata” , “...Ve Jazz” gibi jazz programları ile “Troubadour” ve “Barocco” gibi klasik müzik programları ve “Kleopatra’nın Burnu” gibi mitoloji programları hazırlamıştır. Yapı Radyo’nın yayın hayatına veda etmesi ile Troubadour programını Açık Radyo’ya, Vanilya ve Çikolata’yı da Radyo 92nokta3’e taşımıştır. Daha sonra Radyo Kozmos’ta Troubadour’u ve Vanilya ve Çikolata’yı devam ettirmiş, Alem FM’de de “Deniz ve Mehtap” isimli bir program yapmıştır.
Ayasofya tıpkı Kudüs'te ki Süleyman mabedi gibi kutsal kaya üzerindedir ve oradaki kutsallık anlayışının bir devamıdır.
Fatih Sultan Mehmet, çok müstesna bir kişilik... Bilginin güç olduğunun kuşkusuz farkındaydı. Hem batıni olanın, hem zahiri olanın peşindeydi.
Hz. Muhammed bir hadisinde kızını şöyle anlatmıştır:

"Kızım Fatıma, bedenimin bir parçasıdır, gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklindeki bir huridir. Ibadet mihrabında ayağa kalktığımda yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi, onun nuru da gökteki meleklere öyle nur saçar."
Erhan Altunay
Sayfa 52 - Destek Yayınları
'' Sen an'dasın ama bilmiyorsun. Önce sen ol. Yaşamını sen yönet. Hayal perdesinden çık. Düşün neyi gereçekten isteyerek yapıyorsun? Hangi yaptığın inancına ve doğana uygun? Sen kimsin? Bunu anladığında an'ın gerçekliğini göreceksin. Araf aslında yaşadığın ve yönettiğin hayattır. ''
Tozunu aldığım her kitabın içine de bakıyor, sayfalarını karıştırıyordum.Üzerine el yazısıyla düşülmüş notlar, sayfa aralarına bükülüp saklanmış telefon numaraları, ayraç niyetine kullanılmış uçak biniş kartları, sinema biletleri, tiyatro broşürleri, eski fotoğraflar... Ne çok şeyi korumaya çalışırken kendimize bile unutturmuşuz aslında.
Önemli olan idrak etmek.İdrak, dara kelimesinden gelir.Bir şeyin en dip noktasına ulaşmaktır. Yani, dip demektir. Bütün seviyeleri geçmek demektir. Dibe ulaşana kadar katbekat hayal aleminden geçersin. Sona geldiğinde gerçeği bulursun.
"Biliyordum" der gibi başını sallayarak yüzüme baktı. Sonra masadaki kitabını da alıp içeri girdi. Çok geçmeden elinde iki kahve fincanı ile geri döndü. Yine sormamıştı ne içmek istediğimi. Gerçi ben de zaten kahve isteyecektim yine. Kelime israf etmeden anlaşabilmek ne güzel şey.
Ayasofya; her inanç için kutsal olan mabed...

Ayasofyan'nın geçmişi, sembolleri ve gizli tarihi bu eserde nakış nakış işlenmiş.Araştırmacı yazar, Erhan Altunsay, ezoterk öğretiler, paganizm, sembolizm ve dinler tarihi hakkındaki bilgilerini; bildiği diller olan Latince, Fransızca, İngilizce ve Grekçe olan orijinal metinlerden çevirerek, araştırmalarını bu eserde okuyucular ile paylaşmış...

Ayasofya'nın ilk yapılış tarihinden günümüze kadar olan araştırmaları içeren eser, bu kutsal mabedin, dinler için öneminden ve içerisindeki taş oymaları, melek figürlerine kadar tek tek ele almış. Ayasofaya'nın yer altında var olan dehlizlerinden, şehre bağlanan tünellerine kadar yapılan araştırmalar ile dolu...

Eserde bulunan fotoğraflar tam bir görsel şölen...

Ayasofya hakkında bilmek istediğiniz her şeyi bu eserde soru cevap olarak bulabilirsiniz...

Kitabı okurken, sanki Ayasoyfa'da tarihi bir geziye çıkmışsınız hissi veriyor. Araştırmalara devam eden Erhan Altunsay, umarım bulduğu yeni bilgileri de en kısa sürede bizler ile paylaşır. Pelin Çift'e değinmeden geçemeyeceğim. Soruları tam yerinde sorup cevapları da aynı güzellikte almış. Kütüphanemde "Gündem Ötesi Kitaplar", mutlaka yerini alacak...

Ben büyük bir merak ve keyifle okudum...
Ayasofya herhalde inşasından sonra tarihin her döneminde hep konuşulmuş ve tartışma konusu olmuştur. Günümüzde bile camiye tekrardan döndürülmesi basında yer aldığı zaman hristiyanlar buna şiddetle karşı çıkar müslümanlar ise bir gün burada namaz kılmanın hayalleri ile yaşadıklarını söylerler. İşte bu yazımdaki kitap Ayasofya'nın tarihini baştan itibaren anlatmakta. Bu mabedin Konstantin'in oğlu Konstantius tarafından 360 yılında inşa edilmesinden bugüne kadar ki başından geçen olayları bu kitapta bulabilirsiniz. Kitap Ayasofya'nın sadece yapımı veya tarihte dediğim gibi başından neler geçtiğini anlatmakla kalmamış bu mabed hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş. Mesela mabedin bulunduğu bölgenin kutsal bir bölge olduğunu ve bu yüzden de Ayasfonya'nın buraya yapıldığı ele alınmış kitapta. Ayrıca mabedin içerisindeki gizemli semboller ve işaretler ayrıca ele alınmış. Mesela Hitler'in gamalı haçı Ayasofya'da da varmış. Kitaba göre Hz. Muhammed(s.a.v) miraca çıktığı zaman Cebrail Aleyhisselam kendisine çok güzel bir cami göstermiş. Peygamber efendimizde "burası neresidir" diye sorunca Cebrail, peygamber efendimize "burası Büyük Cami'dir. Buranın bir benzeri de dünyada üç tarafı deniz bir tarafı kara ile çevrili Konstantiniyye şehrinde bulunmaktadır" demiş. Tabi burası da Ayasofya olmaktadır.
Yani şimdi kitapta o kadar ilginç bilgiler var ki hangisini yazacağımı bilemedim. Ha bir de kitabı okurken konu gereği tarihi bilgilerle de karşılaşıyorsunuz. Ancak bu sizi sıkacak ölçüde değil. Siz en iyisi bu kitabı okuyun. Bu arada bu camiyi hiç ziyaret etme fırsatım olmadı. Ziyaret edeceklere tavsiyem bu kitabı önce okuyun ondan sonra da elinizde kitapla ziyarete gidin. Tavsiye ettiğim bir kitap. İyi okumalar.
Diğer kitap incelemelerim için http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Uçurtan süpürgeyle ormanları tavaf etmesek de, İksir ve büyüden tenzih olsak da biz de cadıydık bir nebze. Lakin pembeleşmiş şakak ve alınlardan aşağı yaramazlık terleri dökerdik . Sabit tutalamayan, pembe pliseli etek altında düşmekten morarmış bacaklarla en çok biz yakıştırılırdık CADILIĞA....

Peki aslı neydi bu cadılığın? Sandığımız kadar ürkütücü, ya da içi boş, modern zamanın akımlarından biri değil. Bilakis paganizmden yüzlerce yıl önce, bir dal yeşerip meydana gelmiş, biraz daha minimalize şekillenmiş bir düşünce. Doğayı ekol alan, mantic (Bu bildiğimiz mantık bilimi değil!), okült, Paganizm ve Helenistik öğretilerle içi yeşillendirilmiş bir inanç.

Türkiye gibi doğu ve batı arasında kültürler sentezlenmiş. Her çağda halk arasında form değiştiren Tanrı ve Tanrıçaların tapınakları dolayısıyla wiccanizmin geçmişten kalan mistisizmi hissedilmeye müsait olsa da biz beton arasında sıkışmışız, sürünüyoruz. Rengi kaçmış kentlerde çürüyüyor ve toprağı mezar görecek kadar uzak yaşıyoruz doğaya.

Toprak demişken Javis Katsis Mama filminde işlenen 2.Dünya savaşında, tankların üzüm ağaçları önünden geçerken çiftçi adamın isyanını anımsadım. TANKINI NEDEN İNSANLAR ÜZERİNE SÜRMÜYORSUN DA ÜZÜM ÜZERİNE SÜRÜYORSUN? ONUN CANI VE NEFESİ OLDUĞUNU FARKETMİYOR MUSUN? adlı isyanıdır. Film içinde de olsa, o çiftçi bir wiccan değildir sadece çiftçidir. Ancak Doğanın sesini ve ruhunu işlemeyi bilen biridir. Bu da wiccanizmin temel öğretsini oluşturur.

Hala doğa ile yaşayanlar, bu bilgelik zamanından kalan öğretiden nasibini alıyor fakat isminden habersiz, tıpkı o çiftçi gibi . Mesela evhanımı olmasıyla hayatını monoton hisseden kadınların çiçek yetiştirmeye başlaması ve netice itibariyle o bitkiler arasında transa geçiyor oluşu buna dahil. Çünkü doğada çok büyük bir enerji yoğunluğu mevcut. Wiccanizm bu enerji yoğunluğunu nasıl kullanılması ve işlenmesi gerektiğinin kılavuzu oluyor tam da. Eski dönemde tarımla uğraşan paganist toplumlarda bereket Tanrısına yapılan sunular, Ay'ın belli dönemlerinde meydana gelen değişiklerden dolayı düzenlenen ritüeller ;doğa içindeki meydana gelen olaylardan faydalanmak içindir mesela.

Kitap içinde de yine belirtilen, Wiccanizmde bulunan tüm bayramlar doğa, mevsim geçişleri üzerine kurulu. Bunun yanı sıra yine kitap içinde belirtilen fakat oldukça az yer verildiğini düşündüğüm Ritüeller kısmı da mevcut. Wiccanizm dendi mi insanlarda bir salgın gibi yayılmış olan ritüel ve büyü merakı da kitap içinde yer alıyor. Baştan sona sembolizm üzerine kurulu bu ritüeller Harry Potter filmlerinden fırlamış gibi duruyor. Yazar da bunun farkında, ritüelleri işlerken olabildiğince az şey vermiş ve geri kalanını okuyucunun kaynakçadan bulabileceğine işaret etmiş. Kitap için size söyleyeceğim asıl şeye gelecek olursak. Bu kitabı okuyup devamını getirmeyecek ve maymun iştahlı davranıp bir kenara fırlatacak yahut aşk büyüsü gibi çetrefilli şeyleri yapmaya kalkışacaksınız ayıp edersiniz. Başta muhakkak, Paganizm ve Mezopotamya Paganistik öğretileri, gibi parçalardan başlayın. Önemli olan bilgiyi muhafaza edebileceğiniz bir okuma zinciri oluşturabilmeniz. Zamanla bu gibi spritüel kitaplardan fayda alacaksınız ancak önce yavaş olun. Spritüel - parapsikoljik alanlar binlerce yıllık birikime sahip. Öğrenmek için asla acele etmeyin.
Kitabın bir sonraki bölümüne geçmek için merakla okuduğum bir kitap oldu masalci ...Not alarak ,durup düşünerek ve geçen konuları araştırarak okuduğum için biraz uzun sürdü bitirmem ... Geçmişten günümüze hiç değişmeyen oyunların ve altında yatan sebeplerin masal tadında ya da masalın arkasına gizlenerek anlatılmış olması gizemli bir kitap çıkarmış ortaya...Her sayfa sırlarla dolu....Tabi bu masal ve masalcinin anlatmış olduğu konular uykuya dalmadan önce dinlenen tatlı masallardan değil...Uyandırmak için ,anlayana .....Ayasofya,şövalyeler,kutsal emanetler,sifreler ve nice güzel mekanın anlatıldığı bu kitabı ben çok severek okudum....Ve mutlaka okuyun derim...

Ayrıca bu masal bitmemeli devamı gelmeli....Merakla bekleyeceğim ...
Paganizm diye başlayıp Allahu Ekber dağlarına çıtayı çıkarırcasına Türk - Kürt sorunlarına dek içi dışına taşacak kadar doldurulmuş bu eser için diyeceğim o ki ;okunmaya değer.

Kitap öncelikle paganizm nedir, ne değildir ile başlıyor. Bir kitap için özellikle tanım, açıklama, felsefe gerektiren bir kitap için olası bir başlangıç. Devamında wiccanlara değiniyor ve sanıyorum ip ondan sonra kopuyor. Zira ritüeller ve eski gelenekleri alıntılar çağrışım yaratarak aktarırken bir çok şey ister istemez akla kazımaya tam da burada başlıyor. Paganizm için oldukça eksik olduğumu bu yoğun alıntı, etimolojik köken, dinlerin ilişkisinde yeni şeyler okuyunca farkettim.

Mağara, Su, Ay, Dağ başlıkları altında verdiği açıklamalarda kah İslama atıf yapıyor kah diğer inançlarla ilişkisini açıklıyor.

İlerleyen bölümlerde Paganizmi Eril varlığın, dişi bireye olan bağlılığını oidipus sendromu ve kitap içinde defalarca tekrarlarını erginleme 'Paganizmde ergenliğe giriş, eril olma, çoçuk ruhu öldürme ve erkek olarak doğma' bayramını açıklığa kavuşturup Türk kızlarının hakim olmaya her zaman güç yetiremediği eril psikolojisine Tanrı - Tanrıça ilişkisi betimliyor.

Bu betimleme, Eril karakterleri, Eril yapısı diye devam ederken, sonrası beni pek cezbetmedi ki kitabı bir kenara bırakıp şöyle bir duvarla bakıştım.


Bu KİTAP, büfeden alınan içi dışına taşmak üzere olan bir döner ekmek gibi mideme vurulmuş darbe etkisi yaratmıştı. Zaten bir döner midenize darbe etkisi yaratmıyorsa bir daha aynı yerden yemezsiniz.

Kuantum fiziği, Kuantum teorisi ve devamında Paganizm ile devam edeceğiö diye baya bir konudan kopmuş geldi bana. Bu nasıl anlatılır, bir kitap var ortada başı ve ortası oldukça ilgi çekiciyken Paganizmi Türk - Kürt sorununa getirdi ya işte ben orada 'Ne okuyorum' tribine girdim.

YUKARIDA BAHSEDİLEN, PARAGRAFIN TÜM SATIRLARI ÖZNEL YARGIDAN İBARETTİR

Bahsettiğim Kuantum fiziği ve devamındaki bölümü tekrar okudum. ABARTMA KIZIM, SADE AÇIKÇA AÇIKLANMIŞ İKİ BÖLÜM. dedim duvara dönerek. Yine de son bölümleri hala pek temellendiremedim kendimde , bence o kitap için çok uç meselelerdi.Ayrıca kitap kah akademik kah günlük anlatım içeriyor. Bu yüzden ben okurken kimi yerlerde zorlandım.

Son olarak bu kitap Muazzez İlmiye Çığ - Gılgameş ve diğer kitapları okuyanlar için altın vuruş niteliği kazanır, demedi demeyin.
Yine anlamlandıramadığım bir kitap daha. İlk başlarda kapitalizme yaptığı ince eleştiriler çok hoşuma gitse de kitap ilerledikçe konudan konuya atlaması, her şeyin bölük pörçük aktarılması konuyu fazlasıyla dağıtmış. Üstelik kitabın sonunda da, anlatılan şeyler toparlanamamış bu da kitabın ciddiyetini yok etmiş diyebilirim. Bir de sayfaların arasına, yazmış olduğu diger kitabı Ayasofya'nın Gizli Tarihi'nin reklamını sürekli yerleştirmiş olması bana çok itici geldi. Okuyunca kazandığım pek bir şey olmadı dolayısıyla da tavsiye edemiyorum.
Erhan Bey in engin bilgisine nazaran, sorulara verdiği mütevazi cevaplar o kadar hoşuma gitti ki. Bir diğer kitabı Masalcı sırada. Çok çok güzeldi. Baskı kalitesi de harika.

Yazarın biyografisi

Adı:
Erhan Altunay
Unvan:
Radyo programcısı-Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul doğumludur. Saint Joseph Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Nükleer Enerji Mühendisliği okumuş, konuyu öğrendikten sonra para kazanmak gerekliliğinden Marmara Üniversitesi’nde İşletme master’ı yapmıştır. Bu yüzden de hayatını dış ticaretten kazanmaya çalışmaktadır. Yıllarca TRT Radyo-3'te Aykut Sporel, Sezen Cumhur Önal, Engin Arman, Faruk Yener gibi ustaları hayranlıkla dinledikten sonra, radyoculuk ile Yapı Radyo’da tanışmış olup orada dört yıla yakın bir süre “Vanilya ve Çikolata” , “...Ve Jazz” gibi jazz programları ile “Troubadour” ve “Barocco” gibi klasik müzik programları ve “Kleopatra’nın Burnu” gibi mitoloji programları hazırlamıştır. Yapı Radyo’nın yayın hayatına veda etmesi ile Troubadour programını Açık Radyo’ya, Vanilya ve Çikolata’yı da Radyo 92nokta3’e taşımıştır. Daha sonra Radyo Kozmos’ta Troubadour’u ve Vanilya ve Çikolata’yı devam ettirmiş, Alem FM’de de “Deniz ve Mehtap” isimli bir program yapmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 283 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 217 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları