gittikçe daha fazla tuhaflaşıyorum...bütün kitaplığımı yatağa serdim, masada yer yok, sabahtan beri bağlantı kurmaya çalışıyorum aynı anda bir sürü şey okumak istiyorum sonra delirme noktasına geldiğimi fark ediyorum ve kendimi dışarı atıyorum, sahile gidiyorum uzunca bir yürüyüşe, kedileri görüyorum her yerde. evden çıkarken kardeşim bana "nereye gidiyorsun?" diye soruyor vitamin D almaya çıkıyorum, güneşleneyim biraz diyorum, "sen delisin" diyor, "gün batımında insan vitamin D almaya çıkar mı?" diye dalga geçiyor benimle. "olsun" diyorum "köşesinden yakalarım ben". Koşa koşa gidiyorum ama sahil boş, güneşi de yakalayamadım. Aslında pazartesiden beri dışarı çıkma düşüncesiyle yatıp kalkıyorum. Bir türlü çıkamadım, iradem el vermedi ya da bedenim bitkin düştü, belki de ikisi. çıkıyorum bir podcast açıyorum sonra bunalıyorum kulaklığı çıkartıyorum ve anla birleşiyorum. Tefekkür etmek istiyorum ama zihnim boş bir levha... korkuyorum aklım boşalıp boşalıp duruyor düşüncelerden, duygulardan, durumlardan...düne dair, bugüne dair, hiçbir şeye dair iz bulamıyorum...eve geliyorum tekrar annemi bakıyorum mutlu. Kendine internetten sipariş verdiği bir elbiseyi giymiş teyzeme gösteriyor, sonra onunla dönüyor ve dans ediyor, salona sonra geliyor ve 1000 bölümlük hint dizisini açıyor beynime biri çekiçle vuruyor gibi hissetsem de o dil haraş seslerle inat ediyorum oturuyorum annem salonda yalnız diye, sonra fark ediyorum ki annemin pek de umrunda değil ya da benim varlığım ve yokluğum o an pek fark etmiyor onun için kalkıyorum ve odama geliyorum Thomas Berhard'ın "Sarsıntı"sını açıyorum kitap akmıyor beni zorluyor mental olarak zaten psikolojik bir kitap ama inatla okuyorum 60 sayfam kalmış prens deli ben de prensle birlikte delirdim galiba, bir yerde şöyle diyor "Fakat beni