Anne çocuğa can verdiği gibi, verdiği canı geri de alabilir. Yaratan ve yok eden odur, sevgi mucizeler yaratabilir ama hiç kimse onun kadar yaralayamaz.
Nevrozlu sevginin temel koşulu “ aşkların” her ikisinin ya da içlerinden birinin anne ya da babaya bağlı kalması; yetişkin yaşta küçükken anne ya da babasına karşı duyduklarını korkularını onlardan beklediklerini sevgilisine yöneltmesidir. Böyle kişiler çocukça bağllıktan kendilerini alamazlar; büyüdüklerinde tek istedikleri bu bağlılığı yeniden oluşturmaktır. Bu durumdaki kişi, zekasıyla ve toplumsal olarak gerçek yaşında olsa da duygusal olarak iki , beş ya da on iki yaşındadır . 
Klinik gerçekler, tüm yaşamlarını hiçbir sınır tanımadan cinsel doygunluk peşinde koşmakla geçiren erkek ya da kadınların mutluluğa ulaşamadıklarını ve çoğunlukla nevrozlu çatışmalar ve hastalıklardan acı çektiklerini göstermektedir.
Her insan, kendi hayatının tanrısıdır; yaşamında birilerini bi şeyleri var eder, yok edersin. Bağışlayabilirsin ama yapılanı unutmayacaksın. Günü geldiğinde, adil şekilde herkesin hakkını vermek için.