GÜVENÇ

GÜVENÇ
@Mavipembeyaz
Üniversite
Haziran 2026 tarihinde katıldı
Ne kadar çok öğrense, o kadar az bildiğini fark ediyordu. -ibni sina
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Narsisizm sinemada! Narsisizm sinemaya gittiğinde kendini evinde hissediyordur. Çünkü sinemanın tüm öğeleri; yaratanları ve ürünleri narsisizmle yoğruluyor... “Hiç kimse” olmak zordur. Hiç kimse "bir şey" olmadan yaşamak istemez. Herkes bir şey olmak ister. Çocukluktan itibaren insan evrenin merkezi olmak, fark edilmek, sevilmek, hayranlık duyulmak, beğenilmek, övülmek, seçilmiş olmak ve tapınılmak ister. Bu her çocuğun samimi gereksinimidir. Bu gereksinim canlının özüdür. Bu arzular anormal olamayacak kadar birey için baskındır. Peki bunları arzulayan ve elde eden çocuk büyüyünce ne ister? Tabi ki bunların devamıdır arzusu. Ama çocukluk dönemi kadar arzularını naif bir şekilde ortaya koyamaz. O zaman çocuk büyüyünce kahraman olmak ister. Çünkü kahramanlar; fark edilmeyi, sevilmeyi, hayranlık duyulmayı, beğenilmeyi, övülmeyi ve tapınılmayı hak eder! “Kendimi beyaz perdede görmek istiyorum”. Bu istek aslında tanınma ve görünür olma tutkusunun bir yansımasıdır. Tek başına görünmek isteği aslında sadece görünmektir. Görünmenin ne biçimde olacağını belirlemez. İçi boş bir imge yaratmaktır amaç. TV’ye çıkanların başkalarına haber vermelerine benzer bir durumdur. "Bu akşam TV'deyim" beni seyretsene!". Ne söyleyeceğinin önemi yoktur o anda, amaç "seyredilmektir", yani "görünmektir". Aynı durum Facebook içinde geçerli değil mi? "Bak ben buradayım, varım" demektir. Ne ilginçtir ki, Facebook'ta "beğen" düğmesi vardır. Bu seçenek aslında davranışlarımızın beğenmek ve beğenilmek üstüne kurulduğunun bir ispatıdır. "Benim beğendiklerim"i işaret eder kişi çevresine. Kendini yansıtır, görünür olur ve alkışı bekler... Descartes'ın "düşünüyorum öyleyse varım" söylemi günümüz için "görünüyorum" öyleyse varım" biçimine evrilmiştir. İnsanların temel fantezileri cinsel zaferler
Bu yazı Ahmet Altan’ın “aldatmak” isimli romanını okurken yazılmıştır. Henüz kitap bitmedi ama sıcağı sıcağına yazmak gerek. Soğutmaya gelmez bu işler! Tadı tuzu kaçar. Bekletilmiş, dibi tutmuş aşk nasıl yaşanmaz ise, duygu üstüne yazılar da aceleye gelir! Erkeğin aldatmasının modası geçti, sıra kadına geldi belki ama aslında aldatma hayatımızın göbeğinde galiba. Varsın “in” olsun bu konu, yine de yazmayı göze alırız! Eşin ya da birlikte olduğunun “iyi” olup olmamasına bakar mı aldatmak (sayfa 17)? Belki eş iyidir, aile babası ya da annesidir. Ama o “gizli kalmış, söylenmemiş kelimeleri duymadığı zaman” mı aldatmanın yolu açılır? Aslında tutkunun gelişim yolu tek kişiliktir. Kişiseldir. Ne aldatılan, ne aldattığın belirler yaşananı. Diğerlerinin esamesi pek okunmaz. Kişinin kendi yapar. O ya da şu hep bahanedir. Kişi tutkuyu kendi yaratır, kendi öldürür. Aşkın nesnesi yoktur. Oyun tek kişiliktir. Akıllı olan aşık olur mu? Aklı olan “tutku” yaşar mı? Akıl tutkunun rakibidir. Aşkın büyüsü akılsız olmasındadır. En içeriden güdüler belirler aşkı. En derinden vurur, aşk. Yüzeydeki akılın çırpınışları dibe batışı durduramaz. Çıkmak isterken insan akıldan yardım ister, akıl da esirgemez el uzatır. Ama nafile! Tutkunun sanal çekimi aklı yaya bırakır, “otomobil uçar gider” (sayfa 20). Tanrı sanaldır. Aşık olunan da tanrısal yüceliği farkında olmadan üstünde taşır. Aşkın nesnesi yoktur. Tanrı içimizdedir. Onu yaratan kişidir. Yok eden de! Ne kadar sıkıcı değil mi aşkı böyle görmek. Aşkı görmek değil, yaşamak gerek. Zaten göremez, yaşarsın (sayfa 23). Kaşla göz arasında vurgunu yersin, yıldırım gibi “düşer”, şimşek gibi karşındakine “çakar”, sonra da özür diler gidersin. İhanet duygusunu yaşamamak mı marifet (sayfa 38). Vurup kaçmak, gösterip vermemek. Kendini gösterip,
KIŞKIRT(IL)MAK ÜSTÜNE
Bazı insanlar başkalarını kışkırtır? Derdin ne deriz bu kişilere? Derdi kendisiyledir... En çok ergenlerde görülür ama ergenlerdeki naif bir tepkidir Ergen ebeveynini kışkırtır çünkü var olmak ister, kendini ortaya koymak ister, ben de varım demek ister Ergen ebeveynini kışkırtır çünkü kışkırtılmış ebeveyni yönetmek daha kolaydır, kışkırtılmış ebeveynde mantık ve kontrol kalmaz, kontrol ergene geçer Ergen de zaten bunu istemektedir... Ergen kışkırtır çünkü ergenliğin doğasında vardır ve bu davranışı gelişimi için de gereklidir Yetişkinlerde birbirini kışkırtır, peki en çok ne zaman? -Karşıdakinin sinirlendiğini görmek istediğinde (çünkü kendisi sinirlenmiştir) -Onun mantıksız davranmasını arzuladığında (çünkü kendi düşünceleri kendini savunmaya yetmez olmaya başlamıştır) -Onun kontrolünü kaybetmesini istediğinde (çünkü kendi kontrolünü kaybetmiştir) -Onun hata yapmasını istediğinde (çünkü kendini yetersiz görmeye başlamıştır) En sonunda kışkırtıcı "ben ne yaptım ki?" sorusuyla oyununu tamamlar... "Ama sen beni kışkırttın!" demenin hiçbir manası yoktur
Nazik perde-i vechi su; Kaf Dağı rim'eller çeksen, buğ-u tuzağınla cüz-i münasibime damlayamazsın. Rim'eller çeken yetimin başı okşansa ne, okşanmasa ne... Ne yazıktır! O Filistin seni terk etti. G'özüne rim'eller çek; O Filistin seni terk etti. Gözlerine ne oldu ki? Dur ağlama dersen, sızar.