Normalde hayatta her şeyi ihtiyatla yaparım. Hatta belki biraz fazla ihtiyatla. Belki de benim hareketlerimde kendiliğindenlik denilen şey eksik. Hiçbir zaman aniden, sırf aklıma bir şey geldiği için, o anın ruh haliyle, heveslerime ve imkanlarıma uygun diye harekete geçmem.
Hayatın gözle görülmez bir rejisi vardır: bir şeyi halletmemiz, bitirmemiz gereken bir durumu ortaya çıktığında şartlar da işbirliği yapar, evet, mekan, etraftaki eşya ve insanlar bilmeden suç ortağı olur. Hayat bir şey yaratmak istediğinde sahneye de mükemmel yönetiyor.
Büyük olayların sessizce ve hareketsizce gerçekleştiğini, gözle görülür olayların arkasında bambaşka bir şey olduğunu idrak ettim; bu şey tıpkı ormanların, denizlerin ve insan kalbinin zemininde uyuyan dev bir canavar gibi tembeldi, nadiren kıpırdayan, nadiren uzanıp bir şey kapan tembel bir ilk çağ hayvanı; ve biz de bu hayvanız. Müzikte ya da matematikte olduğu gibi gündelik hayatın arkasında da bir düzen var; biraz romantik bir düzen.