Büyük olayların sessizce ve hareketsizce gerçekleştiğini, gözle görülür olayların arkasında bambaşka bir şey olduğunu idrak ettim; bu şey tıpkı ormanların, denizlerin ve insan kalbinin zemininde uyuyan dev bir canavar gibi tembeldi, nadiren kıpırdayan, nadiren uzanıp bir şey kapan tembel bir ilk çağ hayvanı; ve biz de bu hayvanız. Müzikte ya da matematikte olduğu gibi gündelik hayatın arkasında da bir düzen var; biraz romantik bir düzen.
Oysa kapalı kepenklerin ardında mobilyalar ve karanlık odalar, içlerine çektikleri soğuk hüzünle doludur, çünkü cansız şeyler de yalnızlığı hisseder, her şeyi hisseder, emer ve dışarıya yansıtır.
Ve insanın çevreleyen hayat bu büyük düzen içinde yavaş yavaş donar; sanki çiçekler açan uzak diyarlara yapılan bir keşif gezisinde birden dünyayı ve denizi buz kaplamıştır da bütün planlar ve hedefler iptal olmuş, geriye sadece soğuk ve don kalmıştır. Bu ölümdür, ona benzer soğuk bir taşlaşmadır. Süreç yavaş ve durdurulamayacak şekilde işler.
Buyur, beni iyice incele. İşte böyleyim. Harikulade güzelim, biliyorum. Beni rahat rahat incele, acele etme. Ölüm döşeğinde bile hatırlayacağın yüz işte bu.