"Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim
“Deli olmak ne demek, bilmiyorum.” diye fısıldadı. Ama deli olmadığımı biliyorum. Başarısız bir intihar girişimi benimkisi, hepsi bu.”
“ Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkalarından farklı olanlar.”
“Öte yandan bir Einstein var, zaman ile uzamın ayrı şeyler değil bir karışım olduğunu söylüyor. Ya da bir Kristof Kolomb, dünyanın öteki ucunda bir uçurum değil başka bir kıta olduğunu ileri sürmüş. Ya da insanoğlunun Everest’in zirvesine ulaşabileceğine inanan bir Edmund Hillary var. Sonra Beatles, bambaşka bir müzik yarattılar, eski çağlardaki insanlar gibi giyindiler. Bütün bu kişiler ve daha binlercesi, hep kendi dünyalarında yaşarlar.”
“Burası hapishane mi?” diye sordu kız.
“Hayır,akıl hastanesi.”
“Ben deli değilim ki.”
Kadın güldü.
“Hepsi öyle der.”
“Peki öyleyse, deliyim. Ne demek bu?”
Kadın ona fazla ayakta durmamasını, yatağına dönmesini söyledi.
“Deli olmak ne demek?” Diye ısrar etti Veronika.