ağzım bir güldü, bülbülsüzdü, sevilecek yaştaydım, beni hep incittiler, beni yarım bıraktılar, ağzıma bir parmak bal çalan olmadı, hiçbiriniz orada yoktunuz.
duygularımı saklamayı böyle öğrendim. ne hissediyorsam tersini söylemeyi böyle öğrendim. rüzgar gülü gibi dönmeyi böyle öğrendim. içim ağlarken gülmeyi, neşeliyken somurtmayı, mahzunken sırıtmayı böyle öğrendim. iki kere ikinin dört etmediğini, insanların doğru söylediklerini sanırken yalan söyleyebildiklerini, şimdi tutkuyla ve samimiyetle aşık olanların az sonra sevdiklerini sırtından hançerleyebileceğini böyle öğrendim.
gökyüzünden yağan bu kükürt sarısı yağmurdan neden kaçamıyorum, neden bitimsiz bir kâbusun topalıyım, neden çığlıklarım karlı seherlerin boğuk sabah ezanları gibi büyüyemeden kendi kendini yutuyor.
allahım acılarımız çok fazla, geberiyoruz acıdan, bu dünyayı neden yarattın, bizi neden yarattın. çünkü her şey canımızı yakıyor. çünkü kalbimiz kavruluyor. biz incelere yaşamak çok zor geliyor allahım, bize bunu neden yaptın. bizi neden dünyaya mahpus ettin. katından sürülmeyi hak edecek ne yapmıştık.