Büyük zafer sonrasında, "asıl savaş şimdi başlıyor" denirken haklılardı çünkü 1933'te, 1912-22 arasındaki savaşların faturası olarak, 15 milyonu bulan Türkiye nüfusunun yaklaşık 1 milyonu doğuştan veya savaş dolayısıyla malûl veya sakattı. Yine 1917'de ordu sağlık bürosunun yaptığı bir araştırmaya göre, halkın %14'ü sıtmalı, %9'u frengiliydi. Köylülerin %72'si bitli olup, her an tifüse yakalanabilecek durumdaydı. Büyük Önder ve arkadaşları bunların savaşını da vermişlerdir.
Atatürk ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak adımları atarken Cumhuriyet'ten evvel filizlenen yenilikçi modernleşme hareketlerini de yönlendirmeyi, kanunlaştırmayı, sistemleştirmeyi başardı. Bu sayede Doğu'da ilk defa Müslüman bir ülke kendini, ordusunu ve teknolojisini değiştirdi. Mesela, kadının toplum hayatındaki yerini, üstelik birçok Batı toplumundan önce kadınlara seçme-seçilme hakkı vererek sağlamlaştırmış olması, Cumhuriyet'in en önemli kazanımlarından biridir. Tıpkı maarifte, sağlıkta ve hukukta elde edilen diğer önemli kazanımlar gibi...
Milli Mücadele dönemi öncesinde vatansever, yetenekli ve mücadele taraftarı tek kumandan elbette ki Mustafa Kemal Paşa değildi. Bu mücadelede ona yardımcı olan kumandanlar vardı. Ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli farklılığı tabii ki dehasıdır. Askerî alanda olduğu kadar siyasi alanda da gerçek bir deha sahibiydi. En akıllı, önde gelen askerlerimiz bile "Bursa'yı, Antalya'yı, İzmir'i kurtarmakla uğraşmayın, olacak şey değil, tükeniriz, elimizdekini de kaçırırız" diyorlardı. Şimdilik (bu ne kadar sürecek belirsizdi) "Anadolu ve Doğu Anadolu" ile yetinelim düşüncesindeydiler. Ancak Atatürk'ün kafasındaki geleceğe ait savaş hedefi çok daha farklı ve doğru olanıydı. Misak-ı Milli sınırlarını gerçekçi kriterlere dayandırmış ve nerede ileri gidip nerede duracağını çok iyi bilmiştir. Atatürk olmasaydı ne olurdu sorusunun cevabı da işte burada saklıdır. Belki yine bir Türkiye olurdu ama sınırları dar bir Türkiye ve asıl önemlisi Marmara ve Ege'nin olmadığı bir Türkiye...
Mustafa Kemal, kendi anılarında ve Nutuk’ta Sultan Vahdeddin’i uyuşuk, iradesiz olduğu kadar daima yarı kapalı gözleri ile hilekar entrikalar çevirmeyi seven bir kişi olarak tasvir eder.
VI. Mehmed Vahdeddin fazlaca günah keçisi ilan edilen, hataları abartılmak bir yana bazen yapmadığı işleri bile kendisine atfedilen bir padişahtır. Zira Birinci Dünya Savaşı'nın hemen tamamında saltanat makamında V. Mehmed Reşad vardı Vahideddin'e harbte saltanat süresi olarak hemen hiçbir şey kalmadı. Tabii hataları vardı. Belki de en önemli hatası Damat Ferid'e aşırı güvenmesi ve liyakatsizliğini görememesi oldu. "Mustafa Kemal Paşa'yı Harbiye Nazırı yapabilirdi" denilmektedir Paşanın böyle bir teklifi yaptığına dair rivayetler de var. Ama padişahın bu atamaya cesareti yoktu.