Halbuki çoğumuz gören gözümüze, duyan kulağımıza,saatlerce yürümekten yorulmayan bacaklarınıza rağmen,bunların bize bahsedilmiş ne büyük birer nimet, ne emsalsiz birer saadet, ne teşekküre değer bir lütuf olduğunu, tıpkı kundaktaki bir çocuk gibi, bir an bile düşünmeksizin kendimizi birtakım talihsizliklerle çevrilmiş görerek kahroluyoruz.
Fransız romancı André Maurois'ya arkadaşları takılırken 'Senin saadetinin sırrı nedir?' diye sormuşlar, o da şu cevabı vermiş:
-Benim saadetimin sırrı gayet basit. Hayatta başıma gelen felaketleri bir sıkıntı olarak kabul etmek; fakat başıma gelen bütün sıkıntıları da birer felaket saymamak."
Bilmem siz de o cins kitapları okumaya meraklı mısınız? Hani insanlara zengin olmanın yolunu ögrettiklerini iddia eden kitaplar vardır. Kısa zamanda zengin olmanın çareleri gibi isimler taşırlar. Bu türlü kitapların yalnız muharrirleri zengin olmuşlardır; okuyucuları arasında zenginliğe kavuşanlar herhalde nadirdir. Çünkü ben öyle zannediyorum ki zengin olmak bir sürekli çalışma meselesi olduğu kadar bir hayatı anlama meselesi ve daha mühimi bir gönül meselesidir.