Mesele doğru insanı bulmak değildir.
Asıl mesele, yanlışlarıyla var olan doğru insanla aynı hayatı, aynı nefesi, aynı ruhu, aynı kalbi paylaşabilmektir; kısacası, kusurlarıyla, hatalarıyla ve kırılmış yanlarıyla gerçek bir insanı sevebilmektir.
Çünkü sevgi, bir insanın en parlak taraflarına hayran olmakla başlamaz; onun karanlığına tanık olduktan sonra da kalabilmekle anlam kazanır.
En zor günlerinde, en kırılgan anlarında, hatta size karşı yaptığı en büyük yanlışların ardından bile onun insan oluşunu görebilmektir. Zira insan, yalnızca erdemlerinden ibaret değildir; yaraları, eksiklikleri ve çelişkileriyle de bütündür.
Eğer hayatı yalnızca kusursuzluk ve doğruluk üzerine kuruyor olsaydık, kurduğumuz şey sevgi değil, hesap olurdu. Oysa sevgi, mantığın içinde yaşayan bir olgu değildir. Mantık nedenleri arar; aşk ise bütün nedenleri susturur. Bu yüzden aşkın olduğu yerde kesinlik değil, teslimiyet vardır.
İnsanlar birbirlerinin yalnızca ışığını değil, gölgelerini de gördüklerinde ve buna rağmen birbirlerine sırt çevirmediklerinde, işte o zaman aralarında sıradan bir yakınlık değil, hakiki bir bağ doğar.
Çünkü gerçek yakınlık, kusursuzlukta değil; kusurlara rağmen sürdürülen sadakattedir. Belki de doğru insan, hiç hata yapmayan kişi değildir.
Belki de doğru insan; bütün yanlışlarına, bütün eksikliklerine ve bütün kırılmış yanlarına rağmen kalbinizin onu sevmekten vazgeçemediği kişidir. Çünkü bazen kalp, aklın kusur saydığını kader olarak görür.
(Mehmet Çağımnı)