Bu yıl klasiklerden de bol bol okuyacağım diye kendime bir hedef koymuştum zira sırf bu yüzden ilk kitabım da klasik bir eser olsun istedim ve Charles Dickens'den İki şehrin hikayesi ne zamandır aklımda olan bir kitaptı onunla başlamak istedim. Klasik okumayı unutmuşum bu arada onu farkettim kitabı okurken o kadar çok olay olgulu kitap okumuşum ki bu kitapta da hep bir olay olacak diye bekledim kitabın ortasına doğru kızdım kendime kendine gel dedim olaya değil insanların durumlarına,duygularına odaklan anlatılmak isteneni anlamaya çalış diye Bunu dedikten ve bu modda kitabı okuduktan sonra çok daha keyif aldım diyebilirim . Kitabı okurken yaşadığım bir diğer sorun kitabı kesinlikle yanlış zamanda okuduğumu düşünmem öyle bir zamanda başladım ki sınavlar,performanslar,evrak işleri en yoğun olduğu zamanda niye böyle bir şey yaptım bilmiyorum düşünemedim bunu,o yüzden biraz uzun sürdü yoksa çok daha kısa bir sürede bitirirdim
Kitabın konusuna gelecek olur isek kitap Fransız devrimi zamanında iki şehirde yani Fransa ve Londra 'da yaşanan olayları, halk ve yöneticiler tarafından anlatıyor . Halkın garibanligi ,açlığına karşılık Fransız yoneticilerinin bir sıcak çikolatayı bile 3 ,4 kişinin hazirlamasiyla oluşan servisler ,zenginlikleri çok iyi bir şekilde anlatılıyor. Zenginliği de geçtim yöneticilerin halka karşı hayvandan hallice davranmaları vs . insanı geriyor okurken. Peki bu hikayeyi direk tarih hikayesi olarak mı okuyoruz tabi ki hayır bu olayları Paris'te haksız bir şekilde yıllarca hapis yatan sonra çıkarılıp İngiltere'ye kaçırılan doktor Manette ve kızının yaşadıkları hikaye cercevesinde okuyoruz . Kitabın sonuna doğru doktor Manette ve kızı kacmalarina rağmen olayların en kizistigi zamanda tekrar Paris'e dönmek zorunda kalıyorlar . Peki kacmalarina rağmen