Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi, Körburun.
Anlatmaya kelimeler bulamıyorum. Su gibi akıp geçti, tek bir sayfasında bile sıkılmadım, her bölümde ayrı heyecanlandım. 590 sayfa kitap adeta ince ince işlenmiş. Hatta bitirdiğimde yeni bir kitaba başlamak bile istemedim.
Hikmet Hükümenoğlu, Körburun’u yazmaya başladıktan 3,5 yıl sonra masasından kalkmış. Bir çok kaynaktan yararlanmış. Araştırmalar yapmış. Kendisine sorulduğunda ise
‘’1980 darbesinin artçı sarsıntıları için de çok çalıştım. Bilhassa o dönemde yakınları tutuklananların yaşadıkları üzerine okumalar yaptım. Elbette hepsinden çok Adalar'ın tarihi, coğrafyası, insanları... Körburun farklı bir ada olsa da aslında Büyükada, Heybeli, Burgaz ve Kınalı'nın tuhaf bir karışımı. En çok okuma yapmam gereken, en çok ders çalıştığım romanım bu oldu. Bundan da hiç şikayetçi değilim. Her okuma, onlarca öyküye ilham kaynağı oluyor.’’ Demiş.
Bir ada hayal edin, İstanbul’da. Günde iki vapur seferi var gidiş ve dönüş. Havası atları öldüren, denizi gemi batıran. Heybeliada, büyükada gibi popüler değil ve bilinmiyor. Adı Körburun. Orada bulunanların tabiriyle ‘Allah'ın bile unuttuğu' bir garip ada.
1960 yılından 1990 yılına kadar bu adada kendi halinde yaşayan, kaderleri birbirine bağlı insanların hayat hikayelerini, bu otuz senelik süreçte üç kuşağın aşklarını, acılarını, umutlarını, arzularını okuyoruz.. Oldukça fazla karakter kadrosuna sahip. Romanın ana kahramanı yok, her bölümde, her dönemde karakterler değişiyor, hepsi başrol niteliğinde.
Yazar, 6-7 eylül olaylarına, 1980 darbesine, ermenilere , Menderes’in idamına, de yer vermiş kitabında. Kurguyla muhteşem bir şekilde aktarmış okuyucuya.
Böyle bir kitabı okuduğum için çok şanslıyım, lütfen sizde okuyun, okutturun!