"Sen de kötü biri olabilirsin, evet, ama olmamayı tercih edeceksin. İyi biri olmayı tercih edeceksin. Aklına kötülük gelebilir, ama sen yapmamayı tercih edeceksin. Aklına yalan gelebilir, ama
Aziz Bey Hadisesi can çağdaş'tan ince olmasına rağmen bir solukta okuyup sindirebileceğiniz bir roman değil. Çünkü Ayfer Tunç anlatımı diye bir gerçeklik var. Satır aralarında kendinize bir yer bulmanızda mümkün, aynaya bakar gibi hissetmeniz de. Aziz beye çok şaşkınım... Boşa gecen bir ömür, kayıplar, pişmanlıklar, hayeller, kırgınlıklar, kızgınlıklar belki de pişmanlıklar... Oysa herkes bir kere geliyor bu dünyaya!
"İnsan birini sevmeli hemde çok sevmeliydi..." kabul.
Herşeye rağmen herkese rağmen ...
Peki hayatında bir daha asla telafisi olamayacak kayıplarına rağmen yine de tercih eder miydi?
"Sevildiğini sanmış ve yanılmış olmaktan çok utanıyordu. Ölebilseydi eğer bunu tercih ederdi."
Bundan sonra omuzlarına yüklenecek yükleri olacaktı ama o yine de kendi bildiğini yapacak burnunun dikine gidecekti sonuna dek... Duygu selimiz de burada başlayacak kimi zaman kızacak kimi zaman üzülecek.
özetle...
"Güneşten ağır ağır gölgeye çekilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey.
Kederli bir mazisi oldu.
Burnu havada, başı dikti hep.
Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış.
Oysa şiddetle yanılmış.
Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış."
PEKİ HATA KİMDEYDİ?