Takvimler 19 Mayısı gösterirken yakışır bir kitap okuması oldu bu hafta.
İlber Ortaylı kaleminden Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, kronik kitaptan 480 sayfalık, kaynakçalara her bölümde yer verilerek oluşturulmuş , araştırma inceleme türüne de dikkat edilerek kaleme alınmış İlber hocanın ilk tarihi biyografi romanı...
15 Mayıs'ta Yunanlıların, İngiltere desteğiyle İzmir'e çıkışı üzerine, Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal de Bandırma Vapuru'yla iki gün içinde Samsun'a hareket etti. 19 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinde Samsun'a geldi. Sandallarla Reji İskelesi'ne çıktılar. Resmi görevli olması sebebiyle bir heyet tarafından karşılandı. Samsun, kurtuluş mücadelesinin fitilinin ateşlendiği şehir oldu. Nitekim seneler sonra o günü anlatırken, "Ben Samsun'u ve Samsun halkını gördüğüm zaman memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın, kararlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa daha kuvvetle inanmıştım. Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm, gözlerinden okuduğum vatanseverlik, fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı müspet bir inanca götürmeye yeterli olmuştu" diyecektir.
“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl ele alınabilir? İlber ortaylı kaleminden kıymetli bir tarihçi kaleminden desek daha doğru olur bu soruya cevaplar bulacağız satır aralarında.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, 1. bölümde 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyasının durumu ve Mustafa Kemal'in doğum tarihi soyağacı en son aile kökeni ile başlıyoruz kitaba.
2. bölümde Atatürk’ün askeri eğitimi ve
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Bu benim hikâyem. Kusursuz sanılan kusurlunun hikâyesi. Ve ölümün trajik finali. Yani hayat." (s.40)
Guillermo Rosales kaleminden Felaketzedeler Evi 1987’de yerel bir edebiyat yarışmasında Oro Roman Ödülü’nü kazanan ve bugün Küba edebiyatının kült kitaplarından biri olarak kabul edilen kitabı İspanyolca aslından Gökhan Aksay sayesinde çevrilen ve son zamanlarda çok fazla okunmasıyla da dikkatleri üzerine çeken bir kitap.
Yazar 47 yaşında yoksul yapayalnız ve unutulmuş biri olarak öldü. Eserlerinin büyük bölümünü yok etti. Gerekçesi bizim o satırları cidden anlayamayacağımızdı. Hayatı yaşayan kişinin cektiği acıyı çektiği kadar satırları okurken hayatımızı da düşününürsek ne kadar da anlayabilirdik ki zaten... Ama yine de yaşarken kısa otobiyografik tek bir roman yayımladı. Felaketzedeler Evi'nde hayatın insanı dehşete düşüren bir boyutunu aktardı bizlere ve bu kitabı okurken yok edilen diğer kitaplarını merak etsem de hak vermeden de geçemedim kendisine. Zamanında verilmeli bazı değerler kör ölünce badem gözlü kel ölünce sırma saçlı demesinler ve herkesin acısı kendine...
"Dışarıdan bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyorum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklarından biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı."
Direksiyonunun başındaki halam "Burası iyi gelecek sana, göreceksin; bundan iyisi can sağlığı." diyor.
"Görüyorum. Dengini sırtlamış kir pas içinde, park köşelerinde, bankların üzerinde gecelemek zorunda kalmadığım için, bana bu mezbeleyi bularak hayatımı sürdürmemi sağladığı için neredeyse teşekkür edeceğim."
"Bundan iyisi can sağlığı."
Bu cümlelerle başlıyoruz kitaba zaten de bu cümleler tüm okuyacaklarımızın
"İnsan aşık olduğunu nasıl anlar ?..."
“..Ben nasıl anladım söyleyeyim mi sana? Bir gün fark ettim ki her sabah gözümü açar açmaz aklıma gelen ilk şey Kaveh olmuş. Sabahları gözünü açınca birinin varlığına şükran duymak yaşam sevinci veriyormuşsa meğer..”
"Allah hiç kimseleri boşuna denk düşürmez, koca dünyada iki insan rast gelip de bunca âşık olabiliyorsa birbirine, hele ki bambaşka diyarlardan iki kişi, mutlaka bir sözü vardır Rabbimin sana bana, duymasını, dinlemesini bilene..."
2020 DUYGU ASENA ROMAN ÖDÜLLÜ
Irmak Zileli kaleminden Son Bakış kitabında genç bir kadının ölüme giderkenki son birkaç dakikasından hareketle, geriye doğru hayatlar ve kuşaklar boyunca aktarılan bakışların izini sürüyor.
Aynı zamanda insanın hayata, geçmişe, kendi varlığına ya da yokluğuna yönelen bir bakış bu ...
"Anahtarı soktuğumuz deliğin bir adının da yuva olması ne tuhaf. İnsan kendi yuvasına girebilmek için anahtarını yuvaya sokup yavaşça döndürebilmeli. Benim anahtarımın yuvası öyle uzakta ki. O yüzden meğer anahtar yuvaya uymadı deda..." (Gürcü dilinde: anne)
Yabancılığın ve dilsizliğin nasıl bir şey olduğunu anlamanın ve anlatabilmenin yolunu arayan bir roman. Sevgilisini yitirmiş, Türkiye’ye kaçak yollardan girmiş genç bir kadın göçmenin son bakışına kilitlenirken satırlarda da kadının yürekleri sızlatan iç sesini okurken belki de haklı isyanına altı çizili satırlarla küçük küçük bizden notlarla eşlik ediyoruz.
"...sevdiklerine bakarken hiçbir zaman unutma küçüğüm, bu son bakışın olabilir."
Zaman o son bakıştan geriye doğru akıyor bu sefer. Nefesleri tutup kurtulmasını beklerken annesine ninesine seslenişleri etkiliyor bizleri...
"...Giderken bu dünyadan yaşarken ki gibi yük hissetmemeli insan kendini. Yaşarken olur anlarım da belki, ölürken hiç değilse biraz rahat