Guillermo Rosales

Guillermo Rosales

Yazar
7.8/10
25 Kişi
·
49
Okunma
·
0
Beğeni
·
157
Gösterim
Sadece yazmak zorunda olduğum şeye yer var zihnimde.


Umarım daha fazla yer açılır. " diyordu Rosales
Mutluyum dememeliyim. Şeytanı kışkırtmanın,onun gazabını ve uğursuzluğunu üzerime çekmenin alemi yok.
"Mutluyum. Hayır, böyle söylememeliyim. Mutluyum sanırım, demeliyim. Şeytanı kışkırtmanın, onun gazabını ve uğursuzluğunu üzerime çekmenin âlemi yok."
Bakıyorum ona. Anlıyorum. Özgürlüğünü savunuyor. Aylak aylak dolaşabilme, yavaş yavaş mahvolma özgürlüğünü. Ama özgürlük, özgürlüktür yine de.
Gözlerimi kapatıyorum. Çenem göğsümde, mevcudiyetimin devasa boşluğuna gömülerek öylece kalıyorum.
Elime bir tabanca aldığımı hayal ediyorum. Dayıyorum şakağıma. Tetiği çekiyorum.
Dışarıda bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyordum ben. Hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklardan biriydi. Kaçıklar çoğunluktaydı. Yapayalnız ölsünler, kazananların başına bela olmasınlar diye aileleri tarafından bırakılan yaşlılar da vardı.
Küba'dan ABD'ye göç eden Guillermo Rosales'in şizofreni, politik muhalefet ve mutsuzluk dolu hayatının bir kesiti gibi olan "Felaketzedeler Evi", küçük hacmine rağmen güçlü bir etki yaratıyor, diyebiliriz.

Kitapta kendisi de bir yazar olan William Figuares, ABD'de bir bakımevine teslim ediliyor halası tarafından, çünkü şizofren. Figuares'in halası da kendisinden daha önce ABD'ye göç edenler gibi aynı küçük burjuva özellikleri taşımaktadır: konfor düşkünlüğü, başkasının acınacak halinden kendinin iyi haline şükretme vb. Figuares bırakıldığı bakımevinde kısa sürede bize hiç de hoş olmayan bir ortamda kaldığını anlatıyor. Bu tür yerlerde geçen romanlarda karşımıza çıkan tipler bunlar, ama burada üslûp daha sert ve söz sakınılmıyor. Kitap sözünü uzatmadan, olayları sarkıtmadan, çok hızlı yaşanıp biten bir olay silsilesi hâlinde Figuares ve benzeri bütün hayatı becerememişler için aşkın tek yol olduğunu söylüyor. Ancak aşk da heba edilebilen nice şey gibi, çabucak eriyip yok olabiliyor. Buna başkaları da sebep olabiliyor üstelik. Geriye bakımevinde sağa sola işeyen sıçan karakterler ve delilikleri, hayatta tek amacı hasta insanların sırtından geçinmek olan bakımevi görevlileri ve sahipleri kalıyor. Figuares'in yastığının altında sakladığı ingiliz şairleriyle ilgili kitap eser boyunca bize eşlik ediyor. Kendisi de intihar eden Hemingway'in ise defalarca adı geçiyor eserde, çok uzun seneler önce okumuş olmama rağmen Cennet Bahçesi adlı kitabının atmosferinin bu kitaba bir şekilde yakın olduğunu da düşünmedim değil, ancak Hemingway benim için sadece bir avcı; Rosales için, Figuares içinse başka şeyler temsil ediyor gibi.

Guillermo Rosales intihar ederek hayatına son vermiş. 47 yaşında yapmış bunu. Yazdığı tek kitap da galiba bu. Rosales'ten geriye aşktan başı dönmüş, zehir dolu, çok sivri ve delilik de barındıran bu tuhaf kitap kalmış. Arka kapakta yazar Thomas McGonigle'ın söylediği "muhtemelen bugüne dek okuduğum en kederli roman" sözü gerçek de olabilir; kurgu olmasına rağmen basitliği ve yalınlığıyla betimleme ve süslemelerden mümkün olduğunca uzak durarak kendisine ve başkalarına yaşatılan, bu insanların, insanların maruz bırakıldıkları zehirlenmenin kendisini bu kadar güçlü hissettirebilmesi düşündürüyor insanı, ve anlaşılan o ki bu gücün temelinde yazarak değil söyleyerek anlatması yatıyor yazarın; sanki birisi bu anlatıyı kasete almış ve sonra yazıya geçirmiş gibi. Çok iyi bir edebiyat eseri olup olmadığını bilemem, ama güçlü bir etki yarattığını söyleyebilirim.
Kitabı çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Çok daha farklı beklentilerim vardı kitaptan.

Karakterimiz William'ın sefalet, şiddet vakalarının günlük yaşamın sıradan halleri haline geldiği "bakımevi" adı altındaki bir yere yerleştirilmesi ile hikaye başlıyor. Eğer şiddet, taciz olayları sizi rahatsız ediyorsa bu kitapta bolca var, onu belirteyim. Beni yer yer rahatsız edebildi. Çünkü kitapta olayları yaşayanlar kendilerini savunamayan ve aklı başında olmayan insanlar. Hatta zaman zaman başkarakter de şiddet olaylarını gerçekleştirenlerden biri oldu ki zaten kendisinin de akli dengesizlikleri var.

Kitabın bir diğer teması da sevginin veyahut aşkın insan üzerindeki etkileri diyebiliriz.

Kitabın uslübu basit; hatta anlatım hayli az ve öz. Yazar söylemek istediklerini dolandırmadan aktarmış. Zaten incecik bir kitap. Yazarın günümüze ulaşan pek fazla yapıtı yokmuş, çünkü kendisi yazdıklarını yok etmiş. Zaten bu kitaptaki baş karakter ve hikaye de yazarın kendi hayatından esintiler taşıyormuş. Yazar kendisi de dengesiz bir kişiliğe sahipmiş ve hatta şizofreni hastasıymış. Zaten yaşamına da intihar ederek son vermiş.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Kitap bana göre psikolojik bir roman ama yayıncılar kitabı farklı şekillerde yayınlamışlar. Gerçek yaşam, biyografi' de denilebilir. Yazarın kafasında kurduğu hayali bir kitapta değil, birebir yaşadıklarını aktarıyor. Yazar bana göre tüm kinini, nefretini kitaba kusmuş.Peki kitapta neler anlatılıyor gelelim konusuna.
Küba'lı yazar buradan kaçıp miami' ye yani Amerika ya geliyor. Halası onu yaşlı veya evsiz akıl hastalarının olduğu bir bakım evine yerleştiriyor. Burada insanlar çok kötü şartlar altında yaşamlarını sürdürürken, karakterimizde aynı şekilde. Onların arasından bir kadına aşık oluyor. O nokta da gerçekten ben çok şaşırdım. Aşık olup deliren çoktur çünkü aşkın kendisi bir delilik halidir, ama deliyken bu kadar aşk'ın insanın aklını başına getirdiğini ilk kez okudum.
Kitap çok sade bir dille yazılmış,şimdiye kadar hiç sıkılmadan merak ederek okuduğum en iyi kitaplardan biriydi diyebilirim. Argo kelimeler ve siyasi göndermeler, gizli mesajlar vardı. Bir kapalı kutu şeklini almadı kitap, neysem o'yum dedi, okudukça açıldı.Farklı bir kitap okumak istiyorsanız tavsiye ediyorum. Bence bir şans verip okuyabilirsiniz.
Felaketzedeler evi...
.
Tam bir felaket evi... Bir evi felaket yapan nedir? Birbirine yabancı ve herbirinin sorunlu olduğu insanlardan oluşan bir evde yaşadığı bir evde yaşamak mı? Evin sözümona idarecileri tarafından sürekli bir şiddete maruz kalmak mı? Hiçbir zaman yıkanmayan, kokuşmuş havlular, kıyafetler, çamaşırlarla yaşamak zorunda olmak mı? Birileri tarafından taciz edilip durmak mı? Ya da yoksa oraya bir kaçık olarak kapatılmak mı? Bunların hangisi?
.
Peki ya evim demeye bin şahit olan bu bakım evine kapatılsanız, zaten iyi durumda olmayan psikolojiniz daha iyiye mi giderdi yoksa daha kötüye mi?
.
Yazarın hayatını büyük ölçüde yansıtan bu kitap Amerika'daki bakım evlerinin içinde yaşananları bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seriyor. Anlatımı itibariyle de çok güçlü anlatıma sahip olan bu kitabı alıp okuyun diyorum. Zira tek oturuşta sizi sürükleyip götürüyor ve ne olacağını büyük bir merakla okumaya devam ediyorsunuz.
.
Kitabın-yine-beni üzen diğer yanlarından birisi ise yazarının intihar etmiş olmasıydı. .Neden bu kadat çok hayatından bezen insanlar var?" sorusunu sürekli düşünür hale geldim. Evet belki de haklılar. Gerçekten. Ama geride bıraktıklarını ne denli üzdüklerinden haberleri yok mu? Ya da kimsenin üzülmeyecegini düşündükleri için mi bunu yapıyorlar?
.
Bütün insanlık adına ben üzgünüm. Yetmez mi?
Muhtemelen okuduğunuz en kederli kitap diyordu. En kısmını bilemeyeceğim ama hayli kederliydi. Nerdeyse distopik diyeceğim. Böyle bir dünya var mı?! Var tabii. Duyuyoruz, gözümüzle görmesek te varolduğunu çok iyi biliyoruz. Filmografik bir hikaye. Umarım bir gün filmini yaparlar. Dünya edebiyatından okumaktan hoşlanıyorum. Kübalı bir yazarı da okudum. Mutluyum. Hüzünlü ama okuyun derim. Çok sade dil ve akıcı hikaye. Okunur.
Severek değilse de öfkeyle okuduğum beklediğimden daha depresif bir kitaptı. Kısacık kitabı bir an evvel bitirip kurtulmak istedim açıkçası. Yazdığı bir kitapla aradığı başarıyı yakalayamayan bir yazarın akıl hastanesine bırakılmasıyla sinir bozucu hastalarla tanışıp bir çok hoşunuza gitmeyen şey okuyorsunuz. Yer yer üzücü ve sinir bozucuydu. Yazar okura istediğini tam olarak vermiş, başarılı bir anlatım. İntihar etmeseymiş daha fazla eserine ulaşabilirmişiz ne yazıkki.
Kitaba gelirsek....

Yer yer "off yaaa, yapma beeeee, olur tabi nolcak bakımsız, denetleme yapılmayan yerden ne beklenir" derken buldum kendimi. Aslında okuduklarımız gerçeğin tezahür edilen kısmı.
Kült romanlardanmış, 1987 yılında yazmış yazar ve daha sonrasında intihar ile hayatına son vermiş.

Baş karakterimiz William Küba'dan Miami'ye gelmiş sürgün bir yazardır. Karşılarında zengin bir adam bulmayı bekleyen akrabaları bunun yerine aklını kaybetmiş bir adam bulunca onunla ilişiklerini kesmişlerdir, halası hariç. Halasının da ondan pek haz ettiği yoktur ve en sonunda onu bakımevi olarak geçen akıl hastanesine götürür. Kitap boyunca William'ın burada yaşadığı şeyleri tüm açıklığı ile okuyoruz. Bir yandan da Küba Devrimi'ni eleştiriyor yazar.
https://gulsahtoptas.blogspot.com.tr
Dahilik ile delilik arasında sıkışmış ve 47 yaşında intihar etmiş Kübalı yazar Guillermo Rosales'in bu kitabını çok severek okudum. Kederli, iç karatıcı bir atmosferi var ve yazar büyük bir başarı ile bu atmosferi ağır betimlemelere girmeden, kısa net ve keskin ifadelerle okura aktarabilmeyi başarmış. Romanın otobiyografik öğeler taşıması hikayeyi benim açımdan daha da üzücü ve etkileyici hale getirdi. Mutlaka okuyun, çok etkilenerek okuyacağınız, ilginç bir kalem olduğunu düşünüyorum.

Keyifli okumalar...
Bu kitaptan çok etkilendim.
Bir gün önce üç beş sayfasını okuduğum bu kitabı dün akşam iki saat de bitirdim.
Ne yalan söyleyeyim, eskiden komünist rejimden kaçan tüm Kübalıların varlıklı kişiler olduğunu ve kaçırdıkları servetler ile tatil denilince akla gelen Florida'ya gittiklerini ve çoğunun orada mutlu bir yaşam sürdürdüklerini düşünürdüm.
Ancak bu kitapta rejimden kaçan yaklaşık 150 000 Kübalının arasında ayak takımından binlerce sersenin olduğunu, diğerlerinin ise ,malını mülkünü kaybederek delirmiş eski zenginler olduğunu hiç düşünmemiştim.

Aslında rejim değişikliği olmaksızın çok zengin insanların iflas ettikten sonra yaşadıkları travmayı ve çoğunun intahar ettiklerini düşününce bu durum çok daha iyi anlaşılıyor.

İkinci önemli konu ise yazarın hayatı ; Batista rejimini yaşamış ve sürgün olmuş ,ardından Fidel geldikten sonra canla başla yeni rejim için çalışmış fakat bir müddet sonra özgürlüğü kısıtlanmaya başlayınca yine sürgüne gitmek zorunda kalmış olması kitabı çok anlamlı kılıyor.

ROSALES
1946 yılında Havana’da doğdu. Önce Batista diktatörlüğünden , sonra Fidel Castro rejiminden kaçarak iki kez sürgün hayatı yaşadı . Florida’ya yerleşen Kübalıların yaşadığı hayal kırıklığını kaleme aldı. 1987 yılında , başkanlığını Octavia Paz’ın yaptığı Lateras de Oros Roman Ödülünü Felaketzedeler Evi ile kazandı.
1993 yılında intihar etti.

Yazarın akıcı dili, çevreyi ve insanları tasvir kabiliyeti insanı etkiliyor , İnternette kitabın geçtiği düşkünler evinin ( akıl hastaları için ilkel bir klinik ) bir odasını resmi var ,inanın kitabı okurken hayal ettiğim ile aynı .
William Figuares, Küba'dan Miami'ye gelen sürgün bir yazar. Kendisinin de dediği gibi siyasi bir sürgün değil bu, topyekûn sürgün. 3 ay boyunca halasının evinde kaldıktan sonra bir bakımevine yerleştiriliyor. Bakımevinde yaşanan içler acısı hayatı tam anlamıyla okuyucuya hissettiriyor. Bir süre sonra bu olayların tanığı olmaktan çıkıp suç ortağı olduğunu görüyoruz. Ancak bir gün her şey farklı bir yönde ilerlemeye başlıyor. Francis'le tanışıyor William, bir umut filizleniyor içinde. Hayaller kuran bambaşka bir adam oluveriyor. İzin verildiği sürece... Fazlasıyla etkilendiğim, hüzün yuvası bir kitap Felaketzedeler Evi. Guillermo Rosales'in adeta otobiyografisini okuduğumuz için kitabın üzerimde bıraktığı etki bu denli yoğun sanırım. Ayrıca kitabın sonunda bulunan entelektüel öfke ile yazarın hayatını yakından görme şansımız oluyor. Okuyacak olanlara şimdiden iyi hüzünlenmeler diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Guillermo Rosales
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 49 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 40 okur okuyacak.