1000Kitap Logosu
Resim
Guillermo Rosales

Guillermo Rosales

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.7
669 Kişi
1.727
Okunma
39
Beğeni
1.681
Gösterim
Unvan
Kübalı Yazar
Doğum
Havana, Küba, 1946
Ölüm
Miami, Florida, Amerika Birleşik Devletleri, 1993
Yaşamı
Hem Küba'nın totaliter rejimine tepki olarak hem de Amerikan Rüyası'nı elde etmek için kıvrılan Küba-Amerikan sürgünlerinin ilgisizliğine işaret eden iki kişilik bir sürgün olan Rosales, yirminci yüzyılın ikinci yarısının en iyi Küba edebiyatından bazılarını yarattı ve Carlos Karadağ ile karşılaştırmalar yaptı. 1946'da Havana’da doğdu. Önce Batista diktatörlüğünden, sonra Castro rejiminden kaçarak iki kez sürgün hayatı yaşadı. Florida’ya yerleşen Kübalıların yaşadığı hayal kırıklığını kaleme aldı.1987 yılında, başkanlığını Octavio Paz’ın yaptığı Letras de Oros Roman Ödülü’nü Felaketzedeler Evi ile kazandı. 1993 yılında intihar etti. Ivette Leyva Martínez’in bu kitabın arkasına eklediğimiz “Guillermo Rosales ya da Entelektüel Öfke” başlıklı yazısı, Rosales'in kısacık ama dolu dolu geçen yaşamını ve yapıtlarını tüm yönleriyle anlatıyor.
114 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Gerçeklik Bir Felâket Midir?
Beni tanıyanlar eserlerin yazarlardan izler taşıdığını ne kadar çok söylediğimi iyi bilirler. Felaketzedeler Evi de bu eserlerden biri. Yazar, Guillermo Rosales hem kendi yaşadığı hayal kırıklığını hem de Küba sürgünü sonrası hissettiklerini tek bir romanda buluşturmuş. Belli aralıklarla şizofreni krizi geçiren yazar, daha sonra yaptıklarından pişman olup ızdırap çekse de bu özelliğini bir türlü değiştiremiyormuş. Hayaller görüp sesler duyan, içi küçümseme ve kırıcılıklarla dolan Rosales kitapta da kendi gibi bir karakter yaratmış. Yazar da tıpkı kitaptaki karakter gibi Küba'dan Miami'ye bir yolculuk yapar. Yaptığı bu yolculukta, zihinsel sorunlarından ötürü çalışamayacağını beyan eder ve Amerika'ya gelişinden 5 yıl sonra Felaketzedeler Evi'ni yazar. Özellikle, yaşadığı bakım evlerinden biri olan ve ağır şizofreni günlerini geçirdiği Happy Home'da gördüklerini elle tutulur bir şekilde yansıtmıştır eserine. Gelelim esere. William Figueras 38 yaşında, genç bir roman yazarıdır. Ancak yazmış olduğu roman yayınlanmayınca tüm umutlarını yitirerek Küba'dan Miami'ye gelmiştir. Ailesi tarafından kabul görmeyip, halası tarafından bir bakımevine götürülür. On iki odalı bu bakımevinde, dördüncü oda kendinin olur. Öfkelidir William, hayata insanlara öfke duyar. Onu bir eve hatta odaya sığdıramayan ailesine öfke duyar. Zayıf bedeni, kullandığı ilaçlar ve birkaç eşyasından biri olan şiir kitabı ile yalnız kalır bakımevinde. İnsanlığın en karanlık köşelerinden birinde olduğunu keşfetmesi uzun sürmez William'ın. Önceleri gözlem yapar, insanları tanımaya çalışır. Ancak tanıdıkça daha çok tiksinir. Hem kendinden hem burada yaşayan kişilerden nefret eder. Aşağılanma hissi, bakımevinin ve içindekilerin kokusu, kir, dayak, ahlaksızlık hepsi bir olur ve cehenneme döner William'ın hayatı. Aç bırakılan, dövülen, temizlikten yoksun bırakılan insanların arasında elindeki kitapla kalakalır. Şiirler okur her duruma uyan, rüyalar görür içinde Fidel'in ve Küba'nin olduğu ama gözünü açtığında oradadır yine. Hayattan umudunu kesen, tek başına kalmış, yapayalnız ölecek insanlardan biridir artık O da. Çalışanlarla tanıştırır bizi William anlatırken. Bakimevinin müdürünün olmadığı zamanlarda karşımıza Arsenio çıkar. Eski mahkûm, şimdinin gardiyanıdır. Mekânın çürümüşlüğü, Arsenio'da âdeta can bulmuştur. İşkence yapar, tecavüz eder, aşağılar, çalar Arsenio. Suçludur kısacası. Ama ne olursa olsun insandır. Hayat nedir sorusunun arayışında olan biri olduğunu hissettirir Rosales okuyuca. Derken bir gün Felaketzedeler Evi'ne bir kadın gelir. Francis ile tanışan William'ın hayatı değişmeye başlar. Aşk mıdır William'ı değiştiren yoksa birine duyduğu bağlanma hissi mi? Aile kurma isteği, bir insanı tedavi edebilir mi? İçindeki nefret, aşk işin içine girince son bulur mu insanın? Peki en önemlisi Francis bu soruların yanıtı olabilecek midir? Kitaptan değinmek istediğim bazı detaylar da var. Bakımevindeki insanların sürekli tekrarladığı cümleler mesela. Akıl hastaları, Küba'da mülklerine el konulduğunu anlatırken akıllı ifadeler kullanıyor. Bir devrimin parçası olabilecekken, devrim üyesi olma hissini yaşayabilecekken bu bakımevine terkedilmenin çaresizliğini yaşıyor her biri. Daha önce evleri, arabaları olan insanlar şimdi burada kirli bir yatak pis bir tuvalet ve bulurlarsa iki kaşık yemeğe muhtaçlar. Sinmiş ve sindirilmişler. Sokağa atılma korkusu ile yaşıyor, her şeyi bu nedenle kabul ediyorlar. Yazarın gözlemlerinin de bu yönde olması ve iki yıl süren yazma serüvenine bunların yansıması çok acı... Bunun dışında dikkat ettiğim diğer şey ise Hemingway. Muhteşem yazarın, birçok kitabından bahsediliyor Felaketzedeler Evi'nde. "Güneş de Doğar" kitabından alıntılar, "Paris Bir Şenliktir" hakkında konuşmalar ve bir de Hemingway posteri detayı var. Okuyan, bilen, eleştiren, muhakeme yapıp iyi olanı seçebilen ancak akıl hastanesinde yaşayan bir karakterden dinliyoruz Hemingway'i. Ne ironik. Zerdüşt'ü duyuyoruz ondan. Birçok şiirin dizeleri can buluyor William'ın okuyuşu ile. Burada olan olaylar, okuduklarımız tamamen gerçek olmasa da gerçeklik payı olan ve yüzümüze tokat gibi çarpan şeyler. Yazarın da kendi gerçekliğini aramaktan bıkıp, 47 yaşında intiharı seçmesi kadar gerçek. O zaman soralım kendimize: Gerçeklik bir felâket midir!
Okuyacaklarıma Ekle
114 syf.
·
2 günde
·
6/10 puan
Kübalı yazar Guillermo Rosales ağır şizofreniden muzdarip olduğu günlerde bir bakım evinde kalır.Yıllar sonra yine bir bakımevinde yaşananları William karakteri üzerinden anlattığı Felaketzedeler Evi bu yanıyla otobiyografik özellikler taşır.Yazarın bunun dışındaki kitaplarının hepsi yine yazar tarafından yok edilmiş.Hayatı boyunca öfke ve şiddetten beslendiği söylenen ruhunun kurbanları kendi yapıtları olmuş.Çok yazık. Yazarın bir zamanlar neferi olduğu komünist rejim tarafından sınırdışı edilmesinin ardından,sürgünde yaşadıkları kitabın konusu.Kitaptaki hemen tüm karakterler komünist rejimden muzdarip bir hayat hikayesine sahip.Ama bunlar o kadar yüzeysel geçiştirilmiş, mağduriyet diye aktarılan şey o kadar güdük kalmış ki..Öte yandan,karakteri o noktaya getirenin yine rejim olduğu tüm sayfalarda belirgin biçimde ima edildiği halde,onun hikayesine dair tek bir cümle bulamıyorsunuz.Kitap boyunca “tamam da niye?” diye sorup cevabını bulamayınca, hikaye eksik kalmış gibi hissediyorsunuz.Arka fonda kıpırtısız duran ve tam olarak neden sevimsiz olduğunu anlayamadığımız bir hayalet komünizm.Perdedeki oyun da ıkınıyor,ama güçlü bir totaliterizm eleştirisine dönüşemiyor. Yazarın kitapta anlatmak istediği belki de bu değildi diyebiliriz.Belki de o bakımevindeki korkunç,umutsuz,acınası yaşamları aktarmaktı tek amacı.Bu durumda yukarıda anlattıklarım hikayenin içinde çok sâkil kalıyor. Kitabın sahnenin ön yüzünde anlatılan şey daha açık.Daha gerçekçi.Hayata dair hiçbir umudu kalmamış,o korkunç bakımevine mahkum olmuş insanların yaşam koşulları insanı dehşete düşürüyor.Yazarın filtresiz anlatımıyla tiksinti verici,rahatsız edici bir boyuta varıyor.Kitabı bir an önce bitirip temiz hava almak için dışarı çıkasınız geliyor. Tüm o bir son,bir boşunalık duygusuyla harmanlanmış ruh halini değiştiren şey,bakımevine gelen Francis karakterine duyulan aşk oluyor.Karakterin cinsel istismar uyguladığı ve sık sık boğmaya çalıştığı, şiddet uygulama duygusunu bastıramadığı bir kadın Francis.Romantik bir aşk değil.Ama onunla yeni bir hayata başlamaya duyulan heyecan,yaşamaya devam etmek için bir avuç umuda ihtiyacımız olduğunu hatırlatması güzeldi. Bunu sevdim.Ama bu sanki bir şeyler eksik kalmış gibi hissetmemi engellemedi,kitabı sevdirmeye yetmedi.
Okuyacaklarıma Ekle
114 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Şizofreni krizleri geçiren, nefretle beslenen, tüm inancını yitirmiş ve 47 yaşında intihar eden yazar Guillermo Rosales, Felaketzedeler Evi'nde kendisi gibi bir karakter yaratıyor... Yazar William Figueras... . Felaketzedeler Evi dediği, mezarı olarak gördüğü bir bakımevine halası tarafından getiriliyor William... "Burası iyi gelecek sana, bundan iyisi can sağlığı!" diyerek... Bakımevinde her biri kendi felaketini yaşayan insanların arasında, kendi çıkışını arıyor bir nevi... Elinde İngiliz şairler kitabı, rastgele açtığı sayfalardaki şiirlerle yaşıyor... Ancak içerisi çok karanlık ve vicdansız... Yüreğine dokunan, onu umuda bağlayan Francis ile tanışıyor orada... Hayatına bir ışık girmiş olabilir belki... Evet uğraşıyor ama sistem çok güçlü... . Karamsarlığın, acının, pisliğin kol gezdiği insanlık dışı bir yer bakımevi... Küba'da rejimin evine, malına mülküne el koyduğu insanların, Miami'de yaşam şartlarına el konuluyor... Akıl sağlığı yerinde olmayan bu insanlara yapılan zulüm içler acısı gerçekten...
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.