"Bir yerden bir yere koşturan insanlar, çoğunlukla kendileri bile duygularının pek farkında olmuyorlar. Akıllarında ki tek şey, bir an önce gidecekleri yere ulaşmak ve işlerini yoluna koymak."
"Beni aldılar, kentin en büyük meydanına yerleştirdiler. Tabii adım kısa sürede "Bozuk Saat" e çıktı. İnsanların birbirlerine randevu verirken, "Bozuk Saat'in orda buluşalım", demelerine içerlemiyordum. İçerlediğim şey, bir Allah'ın kulunun bendeki bu bozukluğun nedenini anlamaya çalışmamasıydı. Bu derin bir yalnızlık duygusu yaratıyordu bende."
Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi yazar Irmak Zileli kaleminden Bozuk Saat kitabı on8 kitap yayınlarından 188 sayfalık roman. Sıradışı kurgu, geçmişten bugüne hayatın içinden geçenlerin hikayesine, bozuk bir meydan saatinin gözünden merak uyandıran akıcı anlatım ile belleğin sınırlarına ayna tutan bir roman.
"Korkunun durmuş bir saate faydası yoktu! Nabzına atladığım an, yeni bir öfke patladı kulaklarımızda. İlkini aratmayacak şiddetteydi. Hani suya daldığınız anda, dünyayla aranıza tül perde çekilmiş gibi olur ya, aynısı oldu. Sesler boğuldu, görüntüler bulanıklaşıp dans etmeye başladı. Üstelik, duran bir suyun değil, hareket eden, akan, durmadan akan, aktıkça bir şeylere çarpıp yolunu değiştiren, yeterli eğimi bulduğunda hızlanan bir suyun damarlarında yüzüyordum. Telaşlıydı. Öfkesi telaştandı. Arıyordu. Ama neyi?"
Kiitabı okuyacaklar için keyifli okumalar dilerim.
"Hiç kimse gece gündüz, sürekli olarak açlık sanatçısını izleyemezdi. Bu yüzden de hiç kimse açlığın çok sıkı ve sürekli olduğuna dair ilk elden bir kanıt sunamazdı; bunu yalnızca açlık sanatçısı bilebilirdi."
Dünya klasiklerinden Franz Kafka kaleminden Açlık Sanatçısı kitabı koridor yayıncılıktan Ahmet Arpat çevirisi ile hikaye türünde kitap.
Açlık Sanatçısı, insanın varoluşsal yalnızlığını ,modern bireyin kendini anlama ve ifade etme arayışını, toplumun bu çabayı anlamaktaki yetersizliğini ve sanatın doğasına dair derin bir alegori sunar.
Hikayede, sanatçı şehir meydanlarında ve sirklerde insanlara bir kafesin içinde günlerce, hatta haftalarca hiçbir şey yemeyerek aç kalarak izleyicilerine ve kendisine ruhsal doyum sağlayan bir gösteri sunmaktadır. Hayatını sadece bu yolla idame ettiren sanatçı kafeste aç kalmayı büyük bir tutkuyla yapar. İnsanların, sanatçı üzerindeki ne zaman yemek yiyecek düşüncesiyle yaptığı psikolojik baskı ve merak duygusu gece-gündüz yorulmak bilmeden sanatçının başında acaba yemek yer mi düşüncesiyle deyim yerindeyse nöbet tutma süreçlerini de kitapta aktarılır. Ancak zamanla merak ve ilgi de azalır halkın eğlence anlayışı değişir. Açlık sanatçısı bir sirk köşesinde, unutulmuş kafeste yapayalnız kalır. Açlık sanatçısının yerine panter konur. Panteri izlemeye gelen seyirciler açlık sanatçısına göre daha fazladır. Bunun nedeni de panterin hayattan daha fazla keyif almasıdır. Hikâyede ayrıca panterin canı ne isterse verildiğinden bahseder. Bu da okuyuculara birçok açıdan yorumlanabilecek bir ipucudur.
Sanatçılara verilen değeri gösteren Açlık Sanatçısı, Kafka’nın ölmeden önce yayımlanan son eseridir.
"Birey büyük ölçüde toplum tarafından yalnız bırakılır ve mağdur edilir."
Dönemin ve toplumun dişlileri arasında sıkışmış, kendini bulmayı
"Herkes yalan söyler.
Yıllar önce sahte davranışların yaygınlığını ölçmek amacıyla bir psikolojik deney tasarlanmış ve bu deneyde bozuk bir otomat kullanılmıştı.Deneklere otomatın arızalandığı, bir dolar atarlarsa makinenin şeker vereceği fakat dolarlarını da iade edeceği söylenmişti. Otomatı kullanan denekler bunun sahiden doğru olduğunu görmüşlerdi. Bir, iki, üç hatta dört şeker alıp daha sonra paralarını makineden geri almışlardı.Otomatın üzerinde bir duyuru asılıydı. Duyuruda şöyle yazıyordu: “Bu makineyle ilgili herhangi bir arıza bildiriminde bulunmak için lütfen aşağıdaki numarayı arayınız.”
Deneklerin haberi yoktu fakat numara, deneyi yürüten araştırmacılardan birine aitti.
Sizce kaç kişi numarayı arayıp makinenin arızalı olduğunu bildirmiştir?
Hiç.
Doğru.
Onlarca denekten biri bile verilen numarayı arayıp arıza bildirecek kadar dürüst değildi. Her biri bedava şekerini alıp yoluna bakmıştı.Dediğim gibi, herkes yalan söyler."
Sakın Yalan Söyleme Amerikalı yazar Freida McFadden tarafından kaleme alınan, Olimpos Yayınları etiketiyle Zehra Uzun çevirisi ile 288 sayfalık popüler bir psikolojik gerilim romanıdır.
Sürükleyici dili ve beklenmedik sonlarıyla tanınan yazar, okuyucuyu kış ortasında ıssız bir evde geçen tekinsiz bir gizem hikâyesine bizleri davet eder.
Kitabı çift zamanlı anlatımla okuyoruz. Dört yıl önce sırra kadem basan ünlü psikiyatrist Dr. Adrienne Hale’in dönemini ve o dönemdeki yaşadıklarını okurken günümüzde de yeni evli çiftimizin bu eve bakmayı istemesiyle başlayan gizem dolu günleri arasında yolculuk yapıyoruz. Çünkü şehir dışındaki eve bakmaya gittiklerinde şiddetli kar fırtınası hakim bu yüzden fırtına dinene kadar da evden çıkmaları mümkün değil… Hava koşulları düzelene kadar Tricia, oyalanmak için okuyabileceği bir kitap ararken gizli bir oda bulur.
"Sen de kötü biri olabilirsin, evet, ama olmamayı tercih edeceksin. İyi biri olmayı tercih edeceksin. Aklına kötülük gelebilir, ama sen yapmamayı tercih edeceksin. Aklına yalan gelebilir, ama sen dürüst olmayı tercih edeceksin. Hayat tercihlerden ibarettir oğlum. Herkesin önüne kötü ve iyi seçenekler gelir, hangisini seçersen oraya doğru yürürsün. Hayatını kötülüğe mi iyiliğe mi götüreceğini sen seçersin."
Çalışan anne baba çocuğu... yine "kim bakacak şimdi bu çocucuğa " dedikleri bir akşam
büyümüşte küçülmüş ya da büyüdüğünü ispat etmeye çalışan bir delikanlı başından geçen olaylar...
Şermin Yaşar kaleminden en yeni bir kitap. Büyüdüm Ben! :)
"Kafamı toplayamıyorum, evi toplayamıyorum, hayatımı toplayamıyorum. Uykusuzum."
kitaptan bir alıntı ama ne yalan söyleyim kimi zaman böyle hissettiğimiz olmuyor mu? depresyona girmeden hemen kitaplıkta buluyorum soluğu işte tam bu kıvamdayken ruh halimi toparlayacak okumalardan oluyor ilk genç serilerinden öykü kitapları...
"Ne garip insanlar mutlu olduklarında ve işler istedikleri gibi gittiğinde hiçbir şeyi sorgulamıyorlar. "
Büyüdüm Ben! çocukların ne kadar güçlü olduğunu ama aynı zamanda ne kadar korunmaya ihtiyaç duyduklarını, sorumluluk ile yükün arasındaki ince çizgiyi ve iyi niyetle örülen bir yalanın nasıl döküldüğünü anlatan sıcak ve cesur bir hikâye.
Bitti o bebeklik günleri... Bitti o agucuk bugucuklar... Bitti dur yavrum ben yaparımlar... Bitti o sen küçücüksün, miniciksinler... Bitti o hanimişler... Bitti aman da aman kim gelmiiiiişler... Bitti o günler bitti! Hoş geldin büyüdüğümün farkına vardığım günler... Hoş geldin kendi başımın çaresine bakmalar... Hoş geldin kendi söküğünü dikmeler... Hoş geldin gerçek hayat!
unutmadan;
"Çocukların nasihatten çok, iyi örneklere ihtiyaçları vardır. "
ve düşündürücü diğer
"Kimin hayatında yanlış yaşanmış bir aşk yoktu ki?"
Ayfer Tunç kaleminden Aziz Bey Hadisesi can çağdaş'tan ince olmasına rağmen bir solukta okuyup sindirebileceğiniz bir roman değil. Çünkü Ayfer Tunç anlatımı diye bir gerçeklik var. Satır aralarında kendinize bir yer bulmanızda mümkün, aynaya bakar gibi hissetmeniz de. Aziz beye çok şaşkınım... Boşa gecen bir ömür, kayıplar, pişmanlıklar, hayeller, kırgınlıklar, kızgınlıklar belki de pişmanlıklar... Oysa herkes bir kere geliyor bu dünyaya!
"İnsan birini sevmeli hemde çok sevmeliydi..." kabul.
Herşeye rağmen herkese rağmen ...
Peki hayatında bir daha asla telafisi olamayacak kayıplarına rağmen yine de tercih eder miydi?
"Sevildiğini sanmış ve yanılmış olmaktan çok utanıyordu. Ölebilseydi eğer bunu tercih ederdi."
Bundan sonra omuzlarına yüklenecek yükleri olacaktı ama o yine de kendi bildiğini yapacak burnunun dikine gidecekti sonuna dek... Duygu selimiz de burada başlayacak kimi zaman kızacak kimi zaman üzülecek.
özetle...
"Güneşten ağır ağır gölgeye çekilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey.
Kederli bir mazisi oldu.
Burnu havada, başı dikti hep.
Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış.
Oysa şiddetle yanılmış.
Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış."
PEKİ HATA KİMDEYDİ?