Ve bugün biliyorum ki yine de konuşmalıydım, cesaret edip söylemeliydim: Hayır, anlamıyorum ama anlamak istiyorum, anlamam lazım, demeliydim. Belki anlamamanın hiçbir şeye engel olmadığını, onunla olmak istemeye engel olmadığını söylemeliydim; birlikte söylenmesi gerekenleri söylemenin yollarını arardık, o an olmasa da başka bir anda elbet ortaya çıkıverirlerdi, işte hepsi bu kadardı, bizi engelleyen şeyin karşısında aptal gibi titremek yerine, her şeyi olduğu gibi söylemekle başlamalıydık. (s.50)
Birkaç kez alıntısına denk gelip beğendiğim ve kitapçıda görür görmez almalı ve hemen okumalıyım hissi vermişti bu kitap bana, belki de adı bende bu duyguları uyandırdı.
Çekirdek bir aile ve az sayıdaki akrabalardan oluşan bir çevre var kitapta. Ailesiyle yaşayan, hayata çok tutunamayan, iç dünyası çok katmanlı ve anlaşabileceğine inancı olmayan biri ana karakterimiz genç delikanlı Luc.
Bazı sevgiler, bazı duygular, bazı cümleler zamanında dile dökülmüyorsa, bazı çatışmalar hiç yaşanmıyorsa insan hep yarım kalır.
Luc için herkes için hayata veda edecek somut nedenler yoktur belki ama insanın her şeyden vazgeçmesi için biriken olmamışlıklar, suskunluklar, dev gibi boşluklar, çatlaklar vardır. Geç kalınmışlıklar vardır.
72 sayfalık bir günde bile bitebilecek kitabı gerçekten bile isteye yavaş okudum. Yolculuğum Luc ile devam etsin istedim. Ondan sonra kalanların mücadelesini azar azar okumak istedim. Hızlı geçişlerle herkesin ağzından kendi penceresini anlatmaya çalışması da kitabı okurken hoşuma gitti.
Sakin bir tarzı olan bu kitap benim için çok güzeldi. Tavsiye edebilirim.