“Kendi iddialarımın esiri oldum, vardığım sonuç baştaki temel aldığım fikrin tam karşıtı. Sınırsız özgürlük fikrinden yola çıkıyorum, sınırsız despotluk
oluyor vardığım nokta. Ama buna, benim toplumsal formül olarak getirdiğimin dışında bir çözüm olmadığını da ekliyorum”, dedirtir Dostoyevski Ecinniler' deki mutluluk dağıtıcısı Şigalyov’a. Çağdaşı Berdyayev de özgürlük üzerine benzer şeyler yazar:
“Özgürlük iyiyle, doğruyla, mükemmelle özdeş tutulamaz. [...] Özgürlüğün iyiyle ve mükemmellikle her karışımı ve özdeş tutulması bizzat özgürlüğün reddidir, şiddet ve baskı ilanıdır. Zora dayanan iyi artık iyi değildir, kötüye dönüşmüştür.”
“Majesteleri, mükemmellik peşinde olmak, insan ruhuna musallat olabilecek en tehlikeli hastalıklardan biridir” der bir Fransız senatörü, I. Napolyon’a hitaben yaptığı konuşmada. “Her psikolojik aşırılık gizliden gizliye karşıtını içinde taşır veya karşıtıyla yakın ve asli bir ilişki içindedir”, diye yazar C.G.
Jung [7]. Bundan ikibin yıl önce ise Laotse iyiye yönelmeyle kötünün yükselişine nasıl yol açıldığını, eşine az rastlanır bir açıklıkla yazmıştır:
Büyük anlam bırakılmıştı bir yana:
töre ve görevdi sonuç.
Akıllılık ve bilgi çıktı ortaya:
büyük yalanlardı sonuç.
Kan bağı olanlar arasına nifak girdi:
çocuk yapma ve aşktı sonuç.
Devletler karıştı ve düzenleri yıkıldı:
sadık hizmetçilerdi sonuç.
Bu bir şeyi açıklamış olmuyor, ama dünyamızın halini açıklıkla ortaya koyuyor: kim summum bonum isterse, summum malum’u da harekete geçirir.* En yüce iyiye hiçbir uzlaşma tanımadan yönelmek - konu ister güven olsun, ister vatan, barış, mutluluk ya da başka bir şey - bir nihai reçeteçözümdür, ya da (izninizle efendim) hep iyiyi isteyip kötüyü yaratan bir güçtür. Eğer o ülkelerden birinde yaşıyorsanız, n ’olur bunu sakın yüksek sesle