Karanlığın Şehri'nde beni kendine çeken nedenler elbette vardı ama kitap bir türlü akmadı. Bunun yazarın yazım tarzıyla alakalı olduğunu sanmıyorum sadece olaylar çok yavaş ilerledi ve istediğim enerjiyi alamadım. Kitap; baskıcı bir ailenin kızı olan Efsan'ın kardeşiyle birlikte gittiği konserde başka bir evrene sürüklenmesiyle başlıyor. Efsan'ın gittiği evrende yabancılık çekmesini beklesem de beklediğimin aksine Efsan oraya hemen ayak uydurdu. Gerekli olan alışma sürecinin olmaması kitaptaki eksik noktalardan yalnızca biri. Fantastik bir evren denilince aklımıza havda uçuşan büyüler gelse de kitabı fantastik olarak değerlendirmenin uygun olacağını sanmıyorum zira yeteri kadar yapılmayan büyüler fantastik bir evrenin aksine Dünya'daymışız gibiydi. Koskocaman krallığın prensi olan Alaz'ın, bu kadar yakınında olan Efsan'ın insan olduğunu biraz geç fark etmesini saçma buldum. Ayrıca dediğim gibi güçlü gösterilen bir prens, her ne olursa olsun karşısında lanetli görüldüğü için öldürülmesi gerekilen biri varken tutup da sevgiliymişiz gibi davranalım havalarına devam etmez.(Ki o kişiyi sarayda bulunmaması bir yerde görüp henüz aralarında tanışıklık yokken korumaz.) Genellikle serilerin ilk kitabını okuduktan sonra kafamızda o evren hakkında bir şeyler canlansa da maalesef kitapta çok eksik vardı. Efsan'ın arkadaşları olan Barın ve Mehsa'nın da doğru dürüst büyü yaptığını görmedim. Bütün bunların yanında gereğinden fazla mevcut olan aşk sahnelerinin kitabın büyük bir kısmını oluşturması gereksiz yere uzun sayfalar okumamıza neden oluyor. Alaz'ı gerçek anlamda bir prens gibi göremememiz onu kafamda çok farklı canlandırdı sanki prensçilik oynuyormuş gibi geliyordu. Fantastik bir kitap okumak istiyorsanız arayacağınızı bu kitapta bulacağınızı sanmıyorum ama aşk kitabı okumak