Halkımız içinde birtakım insanlar var ki sadece “bildiğini bilmez”, bunun yanında her şeyi bilirim havasındadır. Doktor değildir. Ancak doktorları küçük görür. Önüne gelene ilaç tavsiye eder. Evlenmesini asla bilmemiş, içi ve dışı çirkin bir kadın ile evlenenler ise her gence evlenme yöntemleri öğretir. Çok para harcayarak yaptırdığı ev, ahıra benzer. Bununla beraber Mimar Sinan’ı bile beğenmez...
Bununla beraber bir kaza ve rastlantıdan oluşan hayatta, hafif delileri oyalayacak kadar zevk bulunduğu inkâr edilemez. İnsanların hayvanlık ve cehalet devirlerinde ortaya çıkardıkları kelimelere ruh vere vere, bunları düş renkleri ile süsleye süsleye bir duygu zinciri meydana getirmişlerdir ki bunlar, binlerce yıldır tekrarlayarak miras yoluyla bize kadar gelmiştir. Biz de gerçek olarak “vücut bakımından hiç” ve “bilgi bakımından utanç” duygusundan oluşan bu zincir ile hiçbir özelliği, hiçbir içeriği olmayan eşya topluluğuna çeşit çeşit gönül aldatıcı renkler veriyor, kendimizi tatlı tatlı kandırarak hayata bir anlam katıyoruz. İşte bütün çirkinliği ile gerçek hayat!
Benim zavallı dostum! Ya sen ne arıyorsun? Bu maddiyat, bu görünür hayaller bir ruhu ezmeye, bir vicdanı birbirine ters fikirler kaynağı yapmaya, bir aklı boğmaya yeterli değilmiş gibi bir de manevi hayaletler arkasında mı koşmak istiyorsun?
Filozof Ten (Taine)’i ne kadar haklı buluyorum. Diyor ki: “İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Kazara öyle olsa da akıllı bulundukları zamanlar çok azdır.”