Kadınların kendi sorunlarını çözmeleri, kendi seçeneklerini belirlemeleri ve kendi yaşamlarının niteligiyle yönünün kontrolünü ele almaları özellikle engellenir. Benliğimizin sorumluluğundan vazgeçmemiz, içimizdeki boşluğu doldurmayı başaramadıkları ya da bizi mutlu edemedikleri için başkalarını suçlamamıza yol açar; oysa aslında bu, onların işi değildir. Aynı zamanda, etrafımızda olup biten hemen her şeyden kendimizi sorumlu hissedebiliriz. Diğer insanların sorun ve acılarının sorumluluğunu üstlenir ve suçlu damgasını kabul ederiz. Bu arada, yeterince uğraşırsak sorunları yok etmeyi başarabileceğimize inanmaya başlarız. Suçluluk ve kendini suçlama, neredeyse salgın halinde bir 'kadın sorunu'dur.
En büyük acıyı, "Ben kimim?" sorusuyla boğuşmayı beceremediğimizde ve öfkemizin bu soruları ele almamız gerektiğine işaret ettiğini reddettiğimizde yaşarız.Kendi belirsizliğimizi kabul etmek büyük bir cesarettir.
Öfkeyi etkili bir biçimde kullanmayı öğrenmek, sorunlarımıza yol açığını ve bizi mutsuz ettiğini düşündüğümüz diğer kişiyi suçlamaktan; diğer insanları değiştirmenin bizim işimiz olduğu fikrinden; onlara ne düşünmeleri, ne hissetmeleri ve nasıl davranmaları gerektiğini söylemekten vazgeçmeyi gerektirir.