Korku içinde yaşayamazsınız," dedi. "Allah'a güvenerek yaşamamız gerekir. Eğer korkuyla yaşasaydım hiçbir şey yapamazdım. Birileri vurup öldürmek isterse beni kimse kurtaramaz. Hiçbir adam, hiçbir fedai beni koruyamaz. Öyleyse hayatımı güven duygusuna dayandırarak ve bu dünyada olduğum sürece esirgeneceğime inanarak sürdürmeliyim. Allah bana nam ve sevgi bahşetti, öyleyse sahip olduğum ünü insanlara yardım etmek için kullanmam icap eder. İnsanlar üzerinde sahip olduğum etkiyi onlara yardım etmek, onları kurtarmak için kullanmazsam bu günah kabul edilmelidir.
Yaz tatilleri eğlenceyle ve gülüp oynamakla geçiyordu ama kardeșim bir taraftan da bunu sekiz çocuğunun ahlaki gelişimine katkıda bulunmak için fırsat olarak görüyordu. Çocuklar o tür șeyleri o yaşta biraz karmaşık buluyordu ama o, "Hayatın ne kadar kısa olduğunu düşünürseniz fazla zamanınız olmadığını anlarsınız,"' diyordu.
Ünlü olma hevesindeki biriyle karşılaştığında ona, “Büyük olduğunda, bunu başardığında, dünyanın her tarafında tanındığında ve banka hesabını kabarttığında bir zamanlar sokakta oynayan bir çocuktan öte olmadığın mahallene dön," derdi. "Oraya dön, birlikte büyüdüğün insanları bul ve onlara kendilerini unutmadığını, umursadığını göster. Bu seni daha da büyük yapacaktır. Küçükken büyük düşler kurarak, bunları hayata geçirmek için planlar yaparak dikildiğin sokak köșesini bul. Hâlâ oralarda olanları ara ve onlara merhaba de, ellerini sık, onlarla dolaşıp farklı birine dönüşmediğini göster. Seni çok seveceklerdir." Şöhret oyununa dâhil olanlara tavsiyesi buydu. Doğrusunu söylemek gerekirse, o insanların çoğu kulak asmadı bu sözlere.