Merve Çepni Ofluoğlu

Merve Çepni Ofluoğlu
@Merffuu
Lisans
16 okur puanı
Ekim 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Sistem, yalnızlığı kötü bir şeymiş, kaçılması gereken bir arızaymış gibi konumlandırıyor. Çünkü biliyor ki insan yalnız kaldığında, o sessizlikte "Neden?" diye sormaya başlar. Bu sorunun önünü kesmek için bizi sürekli bir meşguliyetin, bir "yapılacaklar listesi nin içine atıyor. Kendi özgün duygularımızı yaşamaya vakit ve alan bırakmadığımız için, zamanla o duyguları üreten kaslarımız köreliyor! Bunu bir nevi "duygusal kiracılık" gibi düşünebiliriz. Kendi ruhumuzun sahibi değil de, sistemin bize sunduğu hislerin geçici birer kullanıcısı gibiyiz.
Reklam
Sistem bizden şunu istiyor: Boş zamanlarını bile bir "verimlilik" projesine dönüştür. Dinlenirken suçlu hisset, bir şey izlerken mutlaka bir şey öğren, yürürken podcast dinle ki "zamanın boşa gitmesin. Oysa duygu, "boş" dediğimiz, hiçbir amaca hizmet etmeyen anlarda yeşerir. Duygu kıtlığı, tam olarak bu "amaçsız" anların yok edilmesidir.
Duygu kıtlığı derken sadece "az hissetmekten" bahsetmiyorum. Aksine, dışarıda devasa bir "duygu enflasyonu" var; her köşe başında bir mutluluk vaadi, her ekranda bir aidiyet illüzyonu satılıyor. Ama sistem bizi işimize, bitmek bilmeyen rutinlerimize öyle bir hapsediyor ki kendimize, evimize, hatta bizzat kendi bedenimize bile birer "pansiyoner" gibi davranmaya başlıyoruz. Akşamdan akşama sadece uyumak ve ertesi günün çarkına hazırlanmak için uğradığımız bir durak haline geliyor hayatımız. Kendi hayatımızda sadece birer geceleme yapan misafırler gibiyiz; ev sahipliği yapıp kendi duygularımızı ağırlayacak ne vaktimiz var ne de takatimiz.
Bence artık öğrenilmiş çaresizlik değil, "öğrenilmiş yetersizlik" var. Çaresizlikte "ne yaparsam yapayım o kapı açılmayacak" dersin ve durursun. Ama benim öğrenilmiş yetersizliğimde insan şunu der: "Kapı açılıyor ama ben o kapıdan geçmeye yeterli değilim; önce şu ürünü almalı, şu kursa gitmeli ya da şu duyguya sahip olmalıyım." Bu, kendimizin yani olduğumuz kişinin asla yeterli olmadığına ikna edilmektir. Çaresiz insan durur, yetersiz insan ise o boşluğu doldurmak için sürekli tüketir. İşte bu yüzden kim olduğumuzu ararken, kendimizi başkaları tarafından üretilmiş kimliklerin dizili olduğu raflarda buluyoruz Algoritma bize "Introvert* misin?" ya da "Latte Dad** misin?" diye soruyor ve biz dakikalar içinde o etiketi üstümüze giyiveriyoruz. Çünkü kendimizi sıfırdan tanımlayacak zihinsel emeği bile vermek istemiyoruz artık; karakter analizleri ya da burç yorumlarıyla bu zahmeti dışarıya devretmeye çalışıyoruz.
Kendi gözlerimizle kendimize bakmayı unuttuk; hepimiz elimizde birer ayna, başkasının gözündeki yansımamızı kusursuzlaştırmak içın ter döküyoruz. Kimliğimiz artık içimizden dışarıya taşan bir nehir değil, dışarıdan içeriye doğru sızan bir ışık gibi.
Reklam