Ah koca İstanbul sorsam sana,
Kimlerin ahını aldın da kavuşmadı yakan yakana?
Bir ah daha kaldırabilir misin İstanbul?
Benim ahım ağır gelir sana,
Köprü bile kavuşturmaz bir yakanı bir yakana…
Kuş olsam ilk sana uçardım sevgili,
Yaralansa bile kanatlarım.
Kor alevden de olsan,
Sana konardım.
Pencere pervazında sevgili,
Bir sana, bir sana öterdim.
Kuş olsam angut kuşu olurdum sevgili.
Yokluğun ömür boyu yasım da olsa;
Varlığında
Kırk yıl sevgili,
Ayırmadan gözlerimi izlerdim seni
Kuş olsam…
Yaşım 50, o gittikten sonra ne dağa sığabildim ne taşa, beni kalbine nasıl sığdırmış tövbe haşâ...
O gittikten sonra, direksiyon başında onu aramakla geçti günlerim, her durakta, her aynada, her sessizlikte onu gördüm ben...
Her birinde onun kokusunu aradım, her bir ses acaba o mu diye düşündürttü bana...
Taksici olmak bahaneydi aslında, sokak sokak onu aradım ben, her nefeste tekrar tekrar kaybettim ama aramaktan da bir gün olsun vazgeçmedim... Aldım elime bir kalem bir kağıt yazdım durdum...
Seni Ararken
Seni ararken bindiğim arabanın sarı rengine,
Taksi yazılı tabelasına sığınışım yaraladı beni.
Ve en çok da
Bu sokakların yas tutuşları yaraladı beni.
Mahallece komşularının vefatına ağlayan teyzeler,
Küçük kızın annesiyle babasının kavgasına şahit olan
sokaklar yaraladı beni.
Bir anneyle babanın, çocukları için çaresiz kaldığı
Sessiz, dilsiz sokaklar yaraladı beni.
Hepsine de seni ararken şahit oldum.
Seni ararken,
Ne yollara
Ne çıkmaz sokaklara şahit oldum…