Hepimiz yaşlanmaktan ölmekten korkarız! Ya yaşayamamaktan!!! Ondan korktuğumuz aklımıza gelir mi peki? Bir günü bitirme telaşından hiç yaşayamadıklarımızı düşünüyor muyuz, aşkları, ihaneti, nefreti düşünüyor muyuz? Gördüğümüz bir yere gidip burayı görmüştüm mü diyoruz, yoksa daha farklı bir yerini mi keşfetmeyi o anı yaşamayı mı seçiyoruz.
Mayıs sinekleri olan bizim için yaşayamadığımız anları düşünmekten daha önemli olan ne olabilir?
Küçük bir farkındalık yaşadığımı itiraf etmeliyim kitabı okudukça ölümlü bedenlerimizin nasıl gerçekten yaşayamadığını anlıyorum. Hayata dair bakış açılarımızı değiştirmeli ve gelecekten korkmamalıyız.
“Beklenmedik sekilde gelen o anlarda simdi, sonsuza dek sürüyor ve yasanacak daha cok an oldugunu biliyorum. Anlıyorum . Insanin özgür olabilecegini anlıyorum. Zamani durdurmanın ancak hükmünden kurtulmakla mümkün olabilecegini anlıyorum. Artik ne geçmisimde boguluyor ne de gelecegimden korkuyorum. Nasil korkabilirim?
Gelecek sensin.
İkinci kitap birinci kitabın devam olarak kaleme alınmış ki yazar böyle olduğunu başlamadan belirtmiş. Hatta ilk kitabı okumayanın diğerlerine başlanması gerektiğini de çok espirili bir şekilde yazmış.
Kitap yine çok akıcı ve bir çok bilim dolu satırlar ile bizi karşılıyor. Hem olay örgüsü hem kurgusu ve bilimsel açıklamaları çok yerinde olmuş. İnsan psikolojisinin çok güzel bir anatomisini görüyoruz.
Konunun içinde geçen duyguları okadar güzel anlatıyor ki masanın üzerinde duran elmaya uzanıp eline almak gibi duygulara dokunabilir ve elinize alabilirsiniz satırlarla birlikte…
Yavaş ve sindire sindire okunmalı ve iyice özümsenmeli şahane bir roman …