merve

Televizon için hakkında bir belgesel hazırladığım ressam Edouard Pignon'un bir anekdotunu hatırlıyorum. Zeytin ağaç­ larının gövdelerini resmederken bir çocuk geçiyormuş; tablosu­ na baktıktan sonra, ona: "Bu yaptığın hiçbir şeye benzemiyor" demiş. Pohpohlanan Pignon: "Bana en güzel iltifatı yaptın, baş­ ka hiçbir şeye benzemeyen bir şey yapmaktan daha zor bir şey yoktur." Çocuklarım kimseye benzemiyorlar. Sürekli diğerlerinden farklı olmaya çalışmış birisi olarak bu durumdan memnun ol­ malıydım.
Sayfa 69
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne zaman bir mağazaya kıyafet bakmak için girsem, bana: "Bu çok beğeniliyor, on tane kadar sattım dün" demeleri, satın almamam için yeterli oluyordu. Diğerlerine benzemek istemi­ yordum.
Sayfa 69
Engelli bir çocuğun ölümünün insanı daha az üzdüğünü dü­şünmemek gerek. Böyle bir çocuğun ölümü, normal bir çocuğun ölümü kadar üzücüdür. Hiç mutlu olmamış, dünyaya sadece acı çekmek için ufak bir gezinti yapmaya gelmiş olan birinin ölümü korkunç bir şeydir. Bir gülümseyişinin anısını saklamak bile çok zor.
Sayfa 62
Bir gün onu kaybettik. Geceyi, ölü yaprakların teker teker altına bakmakla geçirdim. Sonbahardı. Rüyaydı.
Sayfa 61
Onu gezdirirken sadece ayaklarını görebiliyor, artık gökyüzünü bile göremiyor. Bir an, ayakkabılarının uçlarına küçük aynalar yerleştirme­yi hayal ettim, gökyüzünü yansıtacak dikiz aynaları. Omurgasındaki eğrilik arttı, yakında nefes alma sıkıntıla­rına yol açacak. Omurgasını düzeltmek için riskli bir ameliyat geçirmesi gerekiyor. Risk aldık, tamamen doğruldu. Üç gün sonra, ölüverdi. Sonuç olarak, gökyüzünü görmesini sağlayacak olan ameli­ yat, başarılı oldu.
Sayfa 59