Bak, Bedia! Tabiat bize aşkı söylüyor. Bu çağlayan sürurdan ağlamayı, şu çiçekler gülmeyi, şu dallar üzerinde çift çift kuşlar sevişmeyi, şu dallar üzerindeki söğüt dallarıyla yine kendi damenini bus ediyor gibi olan vaziyetiyle perestiş-i aşıkaneyi bize talim ediyor. Oh! Bu sur-i hayatiye iki ömrün, iki hayatın birleşmesiyle olan maişetimizi, aşkımızı, sevdamızı tebrik ediyor. Bu musiki, bu lisan-i aşk hayatın aşktan, aşkın hayattan ibaret olduğunu bize anlatmak istiyerek aşksız bir hayatın hayat olmayacağını söylüyor.
Ah! Ben niçin hala seviyorum? Senelerce çektiğimi niçin düşünüyorum? Beni adi bir kadınlar için terk eden, beni onlara değişen bir adamı sevmek bir zül değil mi? Beni sevse böyle yapar mıydı? Sevmeyeni sevmek, bu ne yaman haldir! Ah ne kadar biçare, ne kadar bedbahtım!
" Ah! Ben seni ezmek, öldürmek istedim. Sen beni eziyorsun, öldürüyorsun. Öldür, mahvet! Yetişir beni ki kendimden nefret edeceğim bir hale gelmeyeyim!