Yıllardan beri her türlü felaketin ağır yumruklarıyla harap olan şu zavallı yurdun ve şu zavallı milletin bütün iniltileri ve yakınışları, şu anda ruhuma aksediyor ve bu matemli inilti, beni acıklı bir düşünce yığınına atıyordu.
Yunanlıların ve yerli Rumların Gemlik civarında yaptıkları zulüm ve işkenceden muzdarip olan birçok kimse İstanbul'a hicrete (göçe) başladı. Bunların Davut Paşa Kışlası'na yerleştirilmek üzere arabalarla götürüldüklerini gördüm. Zavallılarda eşya ve malzeme namına kurtarabildikleri hiçbir şey yok. Ne yatak, ne yastık, ne yiyecek, ne giyecek. Yalnız kendileri, çırılçıplak. Ancak köylerinden çıkıp canlarını kurtarabilmişler. Sefil Yunanın ve Rumların meydana getirdiği bu alçak ve şeni (utanç verici) halleri unutmak mümkün mü?
Eve gelirken bir vakaya şahit oldum: Boş kamyonla Topkapı istikametine giden dört-beş Fransız neferi, Taşkasap semtinde ufak bir çocuktan simit aldılar. Parasını vermeyip arabayla hızla kaçıp gittiler. Çocuk ağlayarak kaldı.