(SPOİLER İÇERİR)
Bilinmeyen bir kadın, çocuğunun ölmesi ile birlikte ömrü boyunca sevdiği adama mektup yazar.
Mektupta göze çarpan ve derinden etkileyen bir hitap vardır; " Sana, beni asla tanımamış olan sana ." Platonik bir aşkı anlatır mektuplar. Bu adama ömrünün sonuna kadar sadık kalmıştı. Peki neye sadık kalmıştı? Hiç gelmeyen ve hiç gelmeyecek birine miydi bu sadıklık? Bu onun en büyük kanayan yarası olmasına rağmen neden sadıktı olmayan bir adama? Aşk böyle bir şey miydi ki ? Asıl yükü kim taşıyordu?
Daha 13 yaşındayken karşı dairesine taşınan Bay R’ye beslediği çocuksu saf ve temiz duyguların, zamanla tarifsiz bir şekilde artıp yerini sarsılmaz bağlılığa ve aşka bıraktığı, esiri olduğu bu duyguların pençesinde boğuşan ve bunları hayatının en güzel , en unutulmaz olarak kaleme aldığı bu satırları, soluksuzca okuyoruz.
Önceleri bağlılığının bu denli farkında olmayan küçük kız, aşkın daha ne olduğunu bile bilmeyen bu küçük hanım ,dul annesinin evlilik kararı almasıyla taşınmak zorunda olduğunu kabullenince , Bay R'siz bir yaşamın gereksiz olduğunu düşünür. Bay R, küçük kız için bir sevgiliden ötedir. Yaşamında yeri o denli büyüktür ki ondan ayrıldıktan sonra bile hâlâ ona bağlı ve sadık kalmıştr. Ama artık varlığını düşlerinde değil yanı başında hissetmeye karar verir. Viyana'ya onun kaldığı yere gider. Onu görebilme ümidi ile evinin önünde bekler. Ve sonunda onu sokağın başından gelirken görür... Ama Bay R. onu tanımamıştır. Soğuk bir yel gibi yanından sıyrılıp geçmiştir. Kadın güzel olduğunun farkındadır ve artık kaçmak yerine savaşmayı tercih eder. Bay R. ile üç defa birliktelik yaşar ama bu birliktelikten sonra araya mesafe girer, Bay R. yurtdışına çıkacağını söyler. O günden sonra Bay R.'yle görüşmemiştir. Ne dersiniz