Özgürlük nelere sahip olduğumuzla değil, dünyayla ve toplumla kurduğumuz ilişkilerin niteliğiyle ilgilidir. İnsanın tam anlamıyla insanlaşabilmesi için estetik değerlendirme yeteneğini ve entelektüel donanımını geliştirmesi, yaratıcı eylemler içinde bulunabilmesi gerekir. Herkesin birbiriyle rekabete zorlandığı, tüm insani değerlerin metalara indirgendiği ve bir insanın özgürlüğünün, diğerinin özgürlüğüne tehdit olarak algılandığı bir ortamda, insanın kendini gerçekleştirmesi ancak dar sınırlar içinde olabilir. Bireyselliğin gelişimi ancak ihtiyaçların evrenselleşip, bireyciliğin aşılmasıyla; insanın özgürleşmesi ise ancak özgür bir toplumun yaratılmasıyla mümkün olabilir.
Sosyal çevremiz genişleyip, farklı insanlarla etkileştikçe kendimizi bambaşka aynalarda yansımış olarak görüp daha iyi tanırız; ve ancak bu sayede bireyselleşebiliriz. Marx'ın dediği gibi insanın evrenselleşmesi (doğa ve toplumla ilişkilerinin çeşitlenip derinleşmesi) ve bireyselleşmesi aynı sürece işaret eder. Bu sürecin en önemli unsuru, çelişkileri fark edip, aşılması için çabalayan bireyin, bu sayede özgürleşmesidir. Özgürlüğün artışı, mutluluğun artışı anlamına gelmez. Marx'a göre özgürleşen insanın dünyası genişlediği için, hem mutluluklarını, hem de acılarını daha yoğun ve derinden yaşar, yani mutluluğun niceliği değil niteliği artar.
Marx'a göre, her sorun, aynı zamanda insanın yeni çözüm yolları bulmak için uğraşma sürecinde kendisini geliştirmesinin olasılığını da yaratan bir fırsattır.