bana gelince bir ölü gördüğümde, ölümü bir gidiş anına benzetirim. ceset ise, üzerimizden çıkardığımız giysileri hatırlatır. içimizden biri çekip gitmiş , hem de o benzersiz, biricik giysisini yanına almadan.
yapaylık doğal olandan tat almanın bir yoludur. o uçsuz bucaksız tarlalardan, burada yaşamadığım için zevk aldım. insan baskı altında yaşamamışsa, özgürlüğün değerini ölçemez.
Birçok okur gibi benimde kitaplığımda denk gelmekten bile tırstığım bir eser. Tabi korkunun ecele faydası olmuyor değil mi gençler ? Bir heyecan ile aldım ve başladım. ilk başta içine giremiyorsunuz, girince geriye çıkamıyorsunuz. İlerlemekte zorlandım çünkü neredeyse her sayfada önemli dediğim altı çizilecek cümle vardı. Okurken bir kaç sayfa geriye gidip tekrar ettiğimde farklı anlamlar bile çıkarıyordum. Bir ince üslubu var şiirsel ve felsefiliği yoğun. Kitabın genelinde yazarın yalnızlığı, karamsarlığı ve varoluş sancılarını hissediyorsunuz."Kendime karşı bir yabancıyım ve kendi kendimin seyircisiyim." cümlesiyle yaşadığı ağır varoluş sıkıntısını açıkça ifade etmiş. Velhasıl kitap bitti tabi bende o ilk heyecandan eser yok yazar zaten"İsterim ki bu kitabı okuyunca, şehvetli bir kâbus görmüş gibi olun." diyerek ne hale geleceğimizi anlatıyor. Sakin bir kafayla olmak şartıyla okumanızı tavsiye ediyorum.