Mesela bu affetmek işini çok abartıyoruz.
Birini illa affetmek ya da onunla yeniden bağ kurmak zorunda değiliz. O insanı, o olayı ve onun hissettirdiği o ağır duyguyu geride bırakmak yeterlidir. Affetmek karşı tarafla ilgili bir eylemdir; oysa bizim ihtiyacımız olan şey, o hikayeyi kendi içimizde kapatıp, sayfayı çevirmek ve o kişiye bir daha hayatımızda tek bir satırlık bile yer vermemektir.
Hiç bu kadar önemsiz, değersiz hissetmemiştim. Bana kendimi, varlığımı sorgulatan senin buz gibi bakışların; her defasında görmezden geldiğin duygularımdı. İnsan, ait olmadığı yerde gölgesi bile üvey kalırmış.
Üzgünüm... Bugün de kendim için bir șey yapmadım. İnsanlar arasında dolaştım; dünyevi işler için koşuşturanlar arasında yürüdüm, konuşanlar arasında sustum. Sanki ruhum, sitcom filmleri gibi, sessizlik için çığlık atmışçasına.
Bana yirmi yaşımda söylenmeyen gerçek şu: Hayat genişlemiyor, sandığının aksine daralıyor. Biz büyürken aslında hep daha fazlasını hayal ettik; daha çok arkadaş, daha fazla plan, daha çok anı... Bir noktadan sonra fark ediyorsun ki kalabalıklar azalıyor, herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Çünkü büyümek aslında daha çok yaşamak değil, daha çok elemekmiş: Daha az insan, daha az gürültü ama daha gerçek bir hayat.