"Gece olmuş ve Hz. Ayşe annemiz yatmaya hazırlanırken Hz. Peygamber kendisine şöyle seslendi: 'Ya Ayşe, sen bana izin versen de ben bu geceyi Rabbime ibadet ederek geçirsem.' O (s.a.v.), bu konuşmadan sonra namaza durdu ve sabah ezanına kadar gözyaşları içinde Rabbine ibadet etti. Yalandan bir din uydurarak kuralları kendisi koyan birisi, eşiyle olan özel hayat hukukuna böyle ince bir davranış ile riayet eder mi? Kadınların insan mı, hayvan mı diye tartışıldığı cahil bir toplum içinde bir kadına yapılan bu ince davranışın tarihte bir eşi ve benzeri daha var mıdır?"
"Ben de bir gün böyle sevilebilecek miyim, olayın seyircisi değil de kahramanı olabilecek miyim, diye içimden geçirdim. Karamsarlığı bırakıp ümit etmem gerektiğini düşünerek tebessüm ettim."
Bazı kitaplar sadece okunmaz, hissedilir. "Elmas’ın Kanatları" tam olarak böyle bir eser. Kitabı elime aldığımda sıradan bir biyografi okuyacağımı sanmıştım ama Ece Aytaç beni çocukluğunun o sıcak Ege köylerinden alıp hayatın en zorlu sınavlarına, oradan da küllerinden doğan bir kadının muazzam direnişine ortak etti.
Yazarın samimiyeti o kadar yüksek ki; terzi Yorgo’nun dükkanındaki kumaş kokusunu da, hastane koridorlarındaki o ağır sessizliği de iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Özellikle "engelli bir kadın" olmanın ötesinde, "insan" kalabilmenin ve her şeye rağmen "denizkızı" ruhuyla hayata tutunmanın anlatıldığı bölümler çok ilham verici.