FMK

2026…
Her günümde sen , sevgin ve özlemin var.En çokta içimi aydınlatan gülüşünü , sesini özledim. Unutmanın var olamayacağı bir dünya bıraktın. Alacağın olsun
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi şiir bence senin yüzündür, Şimdi benim tahtım senin dizindir.
Bir gece, herkes uyuduktan sonra, insan kendi sessizliğinin karşısına oturmalı. Ne bir dostun omzuna yaslanmalı ne de bir teselli aramalı. Çünkü bazı acılar anlatılarak değil, yalnızca hissedilerek taşınır. O gece, yıllardır içinde ayakta tutmaya çalıştığı bütün enkazların arasında dolaşmalı. Bir zamanlar inandığı şeylerin yıkıntılarına dokunmalı. Gerçekleşmeyen düşlerin tozunu eline almalı. Uğruna beklediği yolları, gelmeyen insanları, yarım kalmış cümleleri birer birer hatırlamalı. Bekledikleri için ağlamalı insan. Çünkü beklemek, bazen kaybetmekten daha ağırdır. Kaybın bir sonu vardır; bekleyiş ise insanın içine kök salar. Her gün biraz daha eksilterek yaşatır kendini. Gerçekleşmeyenler için ağlamalı. Ama gerçekleşenler için de… Çünkü insan, bazen kavuştuğu şeylerin içinde kaybettiği kendisini bulur. Hayat ona dilediğini vermiştir belki, ama o dileği dileyen insan artık orada değildir. Sonra beklerken değişen hayatına ağlamalı. Zamanın usulca çaldığı masumiyetine, fark etmeden geride bıraktığı yıllara, bir daha asla dönemeyeceği eşiklere… Bir gün son kez yaşadığını bilmeden yaşadığı anlara… Son kez sarıldığı insanlara… Son kez duyduğu seslere… Ve en çok da kendine ağlamalı. Kimsenin görmediği savaşlarına… İçinde kopan fırtınaları gülümseyerek sakladığı günlere… Sevilmek uğruna sustuğu gerçeklere… Kırılmamak için vazgeçtiği hayallerine… Bir başkasına gösterdiği merhameti kendisinden esirgediği yıllara…
Güz ayı da gelmemişti oysa, Neden bozuldu bağlar?
Bir zamanlar, aynı kökten beslenen iki çiçek vardı. Biri dağın yamacında açan bir edelweiss gibiydi; ulaşılması zor, vakur ve güven veren. Ona her baktığımda aklım konuşurdu: “Bu çiçek fırtınalara dayanır. Kökleri derindedir. Yanında kaybolmazsın.” Diğeri ise bir gelincikti; ömrü kısa olsa da bir anlığına bütün ovayı kendine baktıran. Onu gördüğümde kalbim fısıldardı: “Bazı güzellikler sonsuza kadar sürmez; ama insan bazen bir ömre bedel olanı bir mevsimde yaşar.” Ve ben her gün iki çiçeğin arasında yürüdüm. Aklım, yarınları hesaplayan bir bahçıvan gibi toprağı inceliyor; kalbim ise bir kelebek gibi rengin peşinden gidiyordu. Bir gece, ay ışığı bahçenin üzerine düştüğünde fark ettim ki aslında iki çiçeğin arasında kalmamışım. Ben, köklerimle kanatlarım arasında kalmışım. Köklerim güven istiyordu. Kanatlarım ise gökyüzü. İnsan bazen bir çiçeği seçemediği için değil, seçtiğinde vazgeçeceği ihtimallerin yasını tuttuğu için kararsız kalır. O gece bahçeden ayrılırken hiçbir çiçeği koparmadım. Çünkü bazı çiçekler sahip olmak için değil, insanın içinde hangi mevsimin yaşadığını anlaması için açar. Ve ben anladım ki;