Yaşamak tutkusuyla yanıyor içiniz; öte yandan, tutup yaşam sorunlarınızı karmakarışık bir mantıkla çözmeye kalkışıyorsunuz. Bu çıkışlarınız ne kadar da sırnaşık, küstahçadır! Bir yandan da korkuyorsunuz! Saçma şeyler söylüyorsunuz, söylediklerinizden haz da duyuyorsunuz. Kaba şeyler çıkıyor ağzınızdan ve ağzınızdan çıkanlardan sürekli korkuyorsunuz, özürler diliyorsunuz. Bir şeyden korkmadığınızı iddia ediyorsunuz, ama aynı zamanda bizim düşüncelerimize yılışmaktan geri de kalmıyorsunuz. Dişlerinizi gıcırdattığınıza inandırmaya çalışıyorsunuz bizi, bir yandan da bizleri güldürmek için nükteler savuruyorsunuz. Nüktelerinizin tatsız, yavan kaçtığının siz de farkındasınız, ama onların edebî yönünden pek hoşnut olduğunuz belli. Belki gerçekten de acı çektiğiniz olmuştur, ama acınıza hiç saygınız yok. Söylediklerinizde gerçek payı var, ama sağduyu yok; en küçük çeşidinden gurur düşkünlüğünüzle gerçekleri göz önüne seriyor, rezil ediyor, pazara çıkarıyorsunuz... Gerçekten de, bir şeyler söylemek istiyorsunuz, ama korkunuzdan, son söyleyeceğinizi söyleyemiyorsunuz; kararsızsınız çünkü, yalnızca ödleksiniz... Anlayışınızla övünmeye kalkıyorsunuz, ama tereddüt etmekten başka bir şey yaptığınız yok; çünkü, kafanız az da olsa çalışsa bile, kalbiniz kapkaranlık, karanlık bir kalpten ise sağlam, doğru bir anlayış çıkmaz. Ayrıca, ne çok sırnaşıksınız, ısrarcısınız, ne çok kırıtıyorsunuz! Sözleriniz yalan, yalan, hepsi yalan!