Çünkü gerçekten âşık olduğumuzda başkalarının da kendimizin de en iyi yönlerini görürüz. Sözcüklere, belgelere, sözleşmelere, ifadelere, suçlamalara ve savunmalara ihtiyacımız kalmaz. Tek ihtiyacımız olan, Zebur'da söylendiği gibidir:
Adaletin yerinde küfür vardı, doğruluğun yerinde daha da fazla küfür vardı. Ama Tanrı hepsini yargılayacak, adil olanı da küfredeni de, Tanrı her ikisini de yargılayacak, çünkü her amaç gerçekleşmek için vakit ister.
Aşkın gerçek yüzünü asla göremeyecek miyiz? Yunanların ne demek istediklerini anlıyorum: Aşk, bir inanç eylemidir ve çehresi daima gizemle örtülmelidir. Yaşanan her an sonuna kadar hissedilmeli; çünkü çözümlemeye ve anlamaya uğraştığımız saniye büyüsü kayboluyor.
Fransız İhtilali'nde olduğu gibi; eşitlik, kardeşlik ve özgürlük tesis edilmeden önce, hâlâ yiyecek ekmeği olmayanları kanla eğlendirmek için meydanlarda giyotinler kurulurmuş. Neticede bir sorunu alıp başka bir sorunun ucuna ekleyerek çözüme ulaşacaklarını sandılar ama hayatları boyunca peşleri sıra sürüklemek zorunda kalacakları, kırılması imkânsız, ağır bir zincir yarattılar.
"Bu dünyada her şeyin iki yüzü var. Aşk denen gaddar tanrının terk ettiği insanlar suçlular; çünkü geçmişlerine bakıp neden geleceklerine dair onca plan yaptıklarını sorguluyorlar. Oysa hafızalarını biraz daha kurcalasalar, aşk tohumunun toprağa atıldığı günü hatırlayacaklar, onu kendileri sulayıp büyüttüler, derken bir gün öyle serpildi ki topraktan sökülmesi imkânsiz bir ağaca dönüştü."