Ersan arda

Ersan arda
@Meyane
I have a dream... Bu da geçer... Lamelif... Ben yarındım, ancak elimden aldınız bugünümü... İnnâ fetahnâ leke fethan mubîna
Reklam
İyi geceler...
"Günler gelip de geçti sanmayın; günler delip de geçti." İsmet Özel
Beni kalbinde öldürsen de hala her yazımı sana yazarım.
İnsan ve Duygular
Sükunetin Rahmeti
Şöyle bir gece düşün. Dışarıdaki rüzgar bu sefer hırçın değil, sanki yorgun bir gezginin alnındaki teri siler gibi yumuşak ve şefkatli esiyor. Şehrin tüm gürültüsü, yerini sahur vaktinin o benzersiz, ilahî sessizliğine bırakmış. Bu gece, bir kavgaya değil, bir musalhaya (barışmaya) uyanmış gibisin. Ramazan’ın o görünmez eli, hayatın tüm karmaşasını bir süreliğine durdurmuş; sana sadece nefes aldığını, var olduğunu ve aslında ne kadar değerli olduğunu fısıldıyor. Bu bir duraklama değil, ruhun kendi merkezine yaptığı o zarif yolculuğun başlangıcıdır. Yavaşça kalkıyorsun, mutfağın o tanıdık, huzur veren loşluğuna yürüyorsun. Bardaktaki su, bu gece bir imtihan değil, bir ikram gibi parlıyor. Suyu doldururken çıkan ses, gecenin içindeki en saf melodi; sana yaşamın devam ettiğini, umudun her zaman bir damla su kadar yakın olduğunu anlatıyor. Suyu içerken boğazından geçen o serinlik, sadece susuzluğunu değil, kalbindeki tüm o yorgun kırgınlıkları da yıkayıp götürüyor. Bu an, insanın kendiyle barıştığı, tüm o "keşke"leri ve "neden"leri bir kenara bırakıp sadece "şimdi"nin huzuruna sığındığı bir andır. Bir yudum alıyorsun. O an fark ediyorsun ki; asıl zenginlik, bir bardak suyun içindeki o sadelikte ve sahur vaktinin kalbine fısıldadığı o derin güven duygusunda saklıymış. Bu ay, sadece bedenin değil, ruhun da dinlendiği bir itikaftır. Kendine karşı daha merhametli olduğun, hatalarını birer yük olarak değil, seni oluşturan tecrübeler olarak kabul ettiğin bir gece bu. Gökyüzündeki hilal, sana her bitişin aslında yeni ve daha parlak bir başlangıcın habercisi olduğunu hatırlatıyor. İçindeki o fırtına dinmiş, yerini bir göl durgunluğuna bırakmış. Şimdi o bardağı masaya yavaşça, bir emaneti bırakır gibi koy. Karanlığın içindeki o huzurlu sessizliği dinle. Orada bulduğun şey, uzun
Edebiyat
İyi geceler...
Şöyle bir gece düşün. Dışarıdaki rüzgar artık sadece esmiyor, sanki senin o içindeki dumanlı öfkeyi körüklemek ister gibi camlara saldırıyor. Sahur vaktinin o ağır ve gri sessizliği çökmüş üzerine. Ramazan'ın o manevi ikliminden bahsediyor herkes, ama senin içinde sadece fırtına var. Bu gece, o kutsal sessizliğin içinde aslında kendi acziyetinle (çaresizliğinle) kavga ediyorsun. Sabır diyorsun, oruç diyorsun; ama dışarıdaki rüzgar kadar hırçın, o rüzgar kadar rotasızsın. Gerçek bir arınma, dille edilen küfürlerle değil, kalpteki o zehri akıtmakla başlar; ama sen o zehri sadece daha derinlere itiyorsun. Yavaşça kalkıyorsun, mutfağın o merhametsiz beyaz ışığının altında duruyorsun. Elindeki bardak, sahurun o son saniyelerinde senin için bir kurtuluş ipi gibi. Suyu doldururken çıkan ses, gecenin en dürüst melodisi; ne bir eksik, ne bir fazla. Suyu içerken o serinlik boğazından inerken, aslında o suyun senin içindeki bu yangını söndürmeyeceğini biliyorsun. Bu su sadece bedenini ferahlatır; oysa senin ruhun, o "dürüst danışman" dediğin aynanın sana gösterdiği gerçeklerle kavruluyor. Açlık sadece midende değil, senin o bir türlü doymayan egonda. Bir yudum alıyorsun. O an ezan sesi uzaklardan yükselmeye başlıyor; bir sınır çekiliyor hayatına. O sınır, sadece su ve yemek arasında değil; senin yalanlarınla gerçeklerin, öfkenle sükunetin arasında. "Beni zorla" dedin, "canımı yak" dedin; şimdi o canın yanınca neden bu kadar hırçınlaştığını düşün. Gerçekten sağlam bir fikrin olsaydı, bu kadar kolay sarsılmazdın. Sen o bardağı masaya bıraktığında, aslında sadece suyu değil, o gece boyu taşıdığın maskeyi de bırakmalısın. İmsak vakti geldi; artık kendinden bile saklayacak bir yerin kalmadı. Şimdi o bardağı yavaşça yerine koy ve karanlığa bak. Yarın iftar vaktine kadar sürecek olan o
Edebiyat